cinayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2009

Most Evil

Discovery Channel'da Most Evil diye bir program var. Program, Michael Stone adlı bir adli psikiyatristin (forensic psychiatrist unvanı böyle çevriliyordur herhalde.) oluşturduğu 22 basamaklı bir Şeytan Cetveli üzerine. İşi antipatik kendisi sempatik bu doktor, tarihteki en acayip cinayetleri inceleyerek bu cetvele yerleştiriyor. (Cetvel için buyrun: The Scale of Evil. Ama kanalın kendi sitesindeki şu bağlantı daha güzel: Explore Dr. Stone's Evil Scale.) 1'den 22'ye doğru işler kötüleşiyor.

Yayınlandığı gün ve saat hakkında hiçbir bilgim olmasa da (bu konuda bence Discovery suçlu, bir program kaosu içinde gelip geçiyor gibi hep belgeseller) ben bu belgeselin hastasıyım! Mutlaka ortasından girdiğim veya sonunu yakaladığım için de, dün izlediğim bölümü için internette biraz araştırma yapmam gerekti: Sezon 2, Bölüm 2: Stalker (Takipçi) imiş. Bu bölümde gün geçtikçe gözümde büyüyen John Lennon'ın katili Mark David Chapman'ın da olması özellikle ilgilimi çekti tabi. Ama bir diğer vaka da, yaşanma olasılığı daha güçlü olduğundan mıdır nedir, korkuttu beni.

Chapman'ın hikayesi kısaca şöyle: Kendisinin adını hatılamadığım bir zihin bozukluğu var. Çocukken sürekli gaipten sesler duyuyor. Bir şekilde hem dine, hem de Beatles'a saplantılı hale gelmiş bir adam. Ayrıca, bir de ünlü olma takıntısı var. (Tabi bunları Dr. Stone söylüyor, yoksa kendisi pek farkında değil.) Cinayetten sonra kaydedilmiş bir bant kaydında "Bir şeyler eksik. Bu hayatı burada bitirmem, yeni ve ünlü bir adam olarak tekrar doğmam lazım" benzeri bir şeyler söylüyor. John Lennon 1966 yılında birçok protestoya neden olan"Beatles İsa'dan bile daha ünlü" sözünü sarfettiğinde ise Chapman'ın üç takıntısını da karşılayacak bir durum oluşuyor: Sözde dine küfreden Beatles'ın en önemli ve en çok tanınan elemanını öldürerek ünlü olmak. Tam 14 yıl boyunca, bu üç saplantısını bütünleştirmiş tek bir saplantı ile yanıp tutuşuyor: John Lennon'u öldürmek. Ve Aralık 1980'de, maalesef amacına ulaşıyor. Dr. Stone kendisini cetvelde 7'ye yerleştiriyor.*

Bir de Gerald Atkins var ki, düşman başına. Belgeseli izlerken doktorun bu adam için söylediği hastalığı aklımda tutmaya çalıştım ama pek başarılı olamamışım anlaşılan. Eromani gibi bir adı olan bu hastalığı "sevildiğini zannetmek" gibi bir şekilde anlatılıyor. Atkins, bir barda bir kadına asılıyor, kadın karşılık vermiyor. Olay bu. Adam bir şekilde kadının aslında kendisine hasta olduğunu, ama iş arkadaşları ve patronu tarafından baskı gördüğü için ona açılamadığını düşünüyor. Bu duruma kendini iyice inandırınca da zavallı kadının çalıştığı firmaya gidiyor. 300 kurşun sıkıyor, müdürü öldürüyor ve yanındaki üç kişiyi yaralıyor! Kendisi 16. sırada yerini alıyor.

Bu "sen aslında beni seviyorsun da kendin bile bilmiyorsun" adamı beni fena halde korkuttu. Eromoni midir nedir, nadir görülen bir hastalıkmış, ama görülmüş işte. Barda marda yanımıza gelenlere de dikkat edeceğiz demek ki. Hele çok çok yakın bir arkadaşımın peşini senelerdir bırakmayan; kızın artık defalarca nefretini kusmasına karşılık olarak "aslında sen de beni seviyorsun, ondan böyle yapıyorsun" diyen; sevdiğini söyleyememesinin nedenini kendisi ve arkadaşım haricindeki her şeye bağlayan bu adamdan hem arkadaşım hem de insanlık adına daha da çok korktum.

Bu bölümü bir şekilde izleme şansı bulursanız (torrentlerini filan gördüm galiba araştırma yaparken) sonundaki şu cümleden siz de bir ürkersiniz bence: "Takipçi, (stalker kelimesini böyle çevirmişler) dünyanın her yerinde en çok görülen durumdur." Bizim üçüncü sayfa haberi diye gördüğümüz ve "kıskançlık cinayeti, saplantılı aşık" filan diye kanıksadığımız bu durum, şeytan cetvelinin üstlerine yerleşebilecek denli ağır bir hastalıkmış. Doktor bunları bir de "beyindeki şu noktaların bilmemnesi" diye açıklıyor ki, bu tiplerin telkinle filan iyileşemeyecek hastalar olduğuna iyice inanıyorsun. Yok, paranoyak olmayalım canım, bilelim diye söylüyorum. (Hadi ben rahat adamım da, Berfu okumaz bu yazıyı umarım. :))

*Tahmin ederseniz bu cinayet konusunda çok konuşulmuş. Ayrıntılı bilgiyi Wikipedia'dan alabilirsiniz. Bir de şunlar var: Lennon-Chapman, The Truth About John Lennon's Murder.

23 Ocak 2007

Kulaktan Kulağa


Bu sabah iş yerinden iki arkadaşım konuşurlarken kulak misafiri oldum.

- "Hrant Dink bir yazısında 'Türk kanı pis kandır' demiş. Valla kardeşim, eğer öyle dediyse öldürenin ellerine sağlık derim"
- "Ben de duydum öyle bir şey. Eh, öldürdülerse bir sebebi vardır elbet."

Malesef çoğumuz böyleyiz. (Kendimi de dışarıda tutmuyorum.) Birçok haber hakkında, kaynağını bulup birinci elden öğrenmek ve kendi durumumuza göre muhakeme yapmak yerine; o haber hakkında -belki hangi dünya görüşünde bile olduğunu bilmediğimiz- birinden başlayarak üçüncü, beşinci ağızdan yorumları dinleyip onlara inanmak daha kolay geliyor.

Arada ne büyük haksızlıklar yapılıyor, kimler harcanıyor kimbilir.

Bunun için, en azından bu üzücü olayda -Hrant Dink'in arkasından bile olsa- aynı haksızlığın yapılmaması için kendimce bir Hrant Dink dosyası hazırladım. Ekleriyle birlikte birkaç arkadaşa ve gruba mail attım bu yazıyı. Burada da bağlantılar halinde vereyim:

İlk olarak Hrant Dink'in 2003 ve 2004'te yayınlanmış, hakkında 301'den dava açılmış ve 6 ay hapse mahkum edilmiş (ve öldürülmüş) olduğu "Ermeni Kimliği Üzerine" isimli yazı dizisini okumak gerek.
(Burada söylenecek çok şey var ama, az önce bahsettiğim durum üzerine kendimle çelişmemek için hiçbir yorum yapmayacağım. Hatta, Dink'in yargılanmasına neden olan cümlenin altını bile çizmedim -o cümle haberlerde bulunabilir-. Çünkü yazının tamamı okunmadığında çok anlamsız bir cümle haline geliyor. Mahkum edenlerin ve öldürenlerin yanlışına düşmemek için yazının tamamı mutlaka okunmalı.)

Agos gazetesinin resmi internet sitesinde yayınlanmış bu yazı dizisine ulaşmak için buraya tıklayın.

İkinci olarak
Dink'in 301'den mahkumiyetinin ardından yapılan haberlere (Radikal gazetesinden bir haber) ve CNN Türk'te Ahmet Hakan'la yaptığı röportaj gibi kaynaklara bir göz atmak gerekiyor. Çok daha fazlası Google'da bir hamleyle bulunabilir.

Son olarak Hrant Dink'in son yazıları yine Agos gazetesinin web sitesindeki Son Yazılar bölümünden okunabilir.

Kulaktan kulağa oyunu her zaman oynanacak. Belki de insanın doğasında "araştırıp, doğrudan kaynağın kendisinden bilgi almak ve kendi muhakemesini yapmak" zorlu yolunu tercih etmek yerine, ödünç fikirlerin kolaylığına sığınmak var. Farkında olmadan bunu hepimiz, her gün yapıyoruz. Ama, bunu bazen tersine çevirebilecek olanlar da bilinçli ve eğitimli kişilerden başkası değil.

"Dink, Türk kanı pis kandır, demiş, ölmeyi haketmiş" diyenlere işin doğrusunu anlatmak, kulaktan kulağa oyununda mızıkçılık yapıp, ilk söylenen sözü doğru haliyle tekrar söylemek gibi bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum.

Dipteki Not: Mail kutuma Hacettepeli grubundan, Alper Fidaner tarafından şöyle bir mail geldi. Ben ancak 8'de Kızılay'da olabileceğim için yürüyüşe katılamayacağım. (Sordum, o kadar sürmezmiş, kısa bir yürüyüş olacakmış.) Ama belki katılmayı düşünenler olabilir diye maili aşağıya yapıştırıyorum.

*Hrant Dink'i uğurlamak üzere*

Ankara'da Hrant Dink'i uğurlamak üzere, 23.01.2007 günü saat 17.00'de başlayacak bir etkinlik ve ardından yürüyüş düzenlenecektir.

Ankara etkinliğinde pankart ve flama açılmaması kararlaştırılmıştır. Etkinliğe yalnızca karanfiller, mum, meşale ve DİNK'in resimleri ile katılım rica edilmektedir.

*Tarih : 23.01.2007 Salı günü *
*Saat : 17.00Yer : Sakarya Caddesi Meydanı - Kızılay*

*Etkinlik için Sakarya Caddesi'nden Birgün Gazetesi önüne (Atatürk Bulvarı No:127) saat 18,00'de yürünecektir.*