sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2008

Yalnız ve Güzel Tutku

Cannes Film Festivali 2008'in en iyi yönetmeni Nuri Bilge Ceylan, ödülünü alırken kalbimize kalbimize konuştu:

“Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum”


Sanal olsun gerçek olsun, her türlü medyada karşılığını buldu bu söz. Ben ve benim gibi aslen durumundan ve mekanından çok da memnuniyetsiz olmayan, fakat son zamanlarda ülkesinin geleceği hakkında pek güzel şeyler düşünemeyen büyük ve endişeli kalabalığın mottosu olacağa benzer.

Hani büyük düşünürlerin tarihe geçen sözleri vardır. Bu sitenin sağ barında göründüğü gibi 'quote of the day' filan diye izleyip feyz alırız. Bu söz, hem yalın hem derin; hem öznel hem evrensel; hem politik hem yaşamsal taraflarını Nuri Bilge Ceylan'ın ağzından çıkması dolayısıyla da edinip, quote sıfatını alıyor. Zamandan ve mekandan bağımsız bir anın artistik bir fotoğrafı alınmış gibi değil mi? Bu noktada 'düşünenler için akıl defteri' Molenschino'dan Meren'nin söylediklerine çokça katılıyorum:

“insanın boğazını düğümleyecek derinlikteki bu hisleri insanın kolaylıkla hatırlayabileceği kadar kısa bir cümleye sığdırabilme yeteneği kendisinin fotoğrafçı kimliği ve fotoğraf anlayışı ile çok fena halde örtüşüyor” (yazının tamamı)

Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraf anlayışını bir dahi 'görmek' için buraya tıklayabilirsiniz.

13 Eylül 2007

Kaldırım Serçesi

Pazar günü ben, Berfu ve iki arkadaşı (Ozan ve Engin) sinemaya gittik. AFM Migros salonunda birçok seçeneğimiz var gibi görünse de gerçekte sadece iki tanesi işe yarardı. Biri, bir animasyon film olan Ratatouille idi. Bu film için çok fazla övgü dolu sözler var forumlarda. Millet, ağzı kulakları hizasında kalakalmış olarak çıkmış salondan belli ki.

Ve lakin, yine de hiçbirimizin canı bu filme gitmek istemiyordu... Nedense...

Tamam tamam. İtiraf ediyorum. Evden çıkmadan önce orijinal Fransızca adı La Mome, İngilizce adı, La Vie En Rose, Türkçe'ye çevrilmiş haliyle ise adı Kaldırım Serçesi olan bu filmi internette gördüm. Zaten her türlü dönem filmini çok seven bendeniz, kahverengi tonlarındaki afişte şarkı söyleyen bir kadın görünce heyecanlandım ve...

Tam o sırada Berfu geldi kapıya, hadi gidiyok diyerek. Evden çıktığımda filmle ilgili tek bildiğim şey kahverengi afişi ve müzikle bir alakası olduğuydu. Ama içimden bir ses "herkesi ikna et, ona gidelim... lim... lim... lim" diyordu. O sırada Berfu afişin üst ortasında yazan Gerard Depardieu yazısını gördü ve hemen ikna oldu. Sonra aramızda şöyle utanç dolu bir diyalog geçti:

Berfu- "Edith Piaf'ın yaşam öyküsünü anlatıyormuş Denizcim bu film. Ne zamandır dinlememiştim, iyi oldu"
Deniz- "Edith Piaf kimdi ya? (Sanki biliyormuş da o an hatırlayamamış gibi yapmak. Ama aslında yazar mıydı neydi ya, tanıdık gibi diye aklından geçiriyor o anda)
Berfu- "50li 60lı yılların çok ünlü bir kadın sanatçısı. Kesin duysan hatırlarsın." (Canımm, bozmayayım diye uğraşıyor. Halbuki ben olsam belli bir süre aşağılayıcı bakışlarla bakardım bana, cahil diyerek"
Deniz- "Ha evet evet, hatırladım sanki" (Yavaş hatırladın.)

Neyse efendim... Biz filmi izlemeye karar verdik. Malum, ortamda iki kız iki erkek varsa, ve iki kız birden bir şey yapmak için ikna olmuşsa, o şey yapılır. Ozan ve Engin de gayet isteklilerdi tabi, hatta Engin'in tam bir Edith Piaf hayranı olduğu ortaya çıktı. Filmden önce Ozan'dan bu konuda pek ses çıkmadı hatırladığım kadarıyla. Aynı durumdaydık galiba.

Berfu ve ben biletleri almak için sıraya girdik. Gişedeki görevli kadın tam biletleri verecekken, bu kez şu diyalag yaşandı:

Berfu: Kaldırım Serçesi'ne üç tam bir öğrenci lütfen.
Görevli: Yalnız, film VIP salonunda gösteriliyor.
Berfu: Yer yok mu yani?
Görevli: Hayır, filmi VIP salonunda sadece 35 kişi izleyeceksiniz.
Berfu: Nasıl yani, daha mı pahalı?
Görevli: Hayır, aynı fiyat. VIP salonu.
Berfu: (Allala?) Arkalardan üç tam bir öğrenci o zaman.

Daha sonra, kadının bu konuşmada Berfu'ya, aslında ne kadar şanslı olduğumuzu anlatmaya çalıştığını, ama cümlelere 'yalnız'la başlayarak olumsuz bir şey söylediğini zannettiğimizi anladık.

Filmi anlatacaktım ve daha oraya gelemedim farkındaysanız. O zaman siz İngiltere fragmanını izleyedurun, ben videodan sonra tekrar havaya gireyim ne dersiniz? Evet dediğinizi duyar gibiyim.:



Filmin toplam süresi 2 saat 20 dakika. Film arası, reklamlar filan derken tam 3 saat kalınıyor tabi salonda. Ama, daha iki saat daha devam etse, iki saat daha izlerim dedirten güzellikte bir film. Engin'in dediğine göre 1940- 47 arasındaki Komünist Parti üyeliği dönemini atlamışlar Piaf'ın. Artık 'abi çok uzadı, burayı boş ver' mi dediler, yoksa siyasi bir güdüleri mi vardı yapımcıların bilemem. Tahmin ettiğiniz üzere, ben eksikliğini hissetmedim. (Böhö)

Uzun süren dönem filmlerinden, nostaljik şarkılardan, Edit Piaf'ın dünya dışı bir yerden geldiğini düşündürecek denli olağandışı sesinden, ve iyi oyunculuktan hoşlanan herkese Kaldırım Serçesi'ni tavsiye ederim. Benim gözüme çarpan ufan tefek kopukluklar dışında, her şeyiyle çok başarılı bir yapım olmuş gerçekten. Son olarak Piaf'ı canlandıran Marion Cotillard'ı bundan sonra sımsıkı takip etme kararı almış bulunmaktayım.

24 Ocak 2007

Amerikan Replikleri vs. Türkçe Replikler

Çok direndim bu yazıyı kopyala-yapıştır yapmayacağım diye, ama dayanamıyorum. Ahanda aşağıda yayınlıyorum. (Bir maille gelmişti, 10 kişiye göndermeyen ilk beş kişiden biri olduğum için blogda yayınlama cezası yedim. İşin aslı bu.)

Amerikan: Hey dostum burada bir problem mi var ?
Türk: N’oluyo lan burada ?

Amerikan: Nasıl gidiyor Mike?
Türk: Nabıyon lan?

Amerikan: Korkarım seni öldüreceğim.
Türk: Salavat getir lan!

Amerikan: Oov dostum, hiç cool olmamışsın.
Türk: Bu ne lan götüme benzemişsin.

Amerikan: Hey Steve, neden kendine bir içki koymuyorsun?
Türk: La Süleyman, kap iki bira gel bakim hemen.

Amerikan: Lanet olsun sana Christine !
Türk: Allah belanı versin Nurcan !

Amerikan: Tanrı aşkına Brad kes sesini artık!
Türk: Allahım sabır ver, sus lan yeter!

Amerikan: Aman tanrım, şimdi n’apıcaz?
Türk: Hass*ktir! Sıçtık.

Amerikan: Help me please..
Türk: Baksana lan !!

Amerikan: Ne derler bilirsin Jack, hayat beklenmedik sürprizlerle
doludur.
Türk: Valla oğlum bi söz var hani, kaderde varsa düzülmek neye yarar
üzülmek

Amerikan 1 : Dante’nin bu kitabini okudun mu Micheal?
Amerikan 2 : Aaa evet, gerçekten edebi değeri olan bir çalışma.

Türk 1 : Abi Da Vinci Şifresini okudum süper.
Türk 2 : Lan bırak! İyice entel dantel oldun başımıza.

Amerikan: Hey jery, gel pizza ye dostum..
Türk: Jery gel lan buraya, mis gibi menemen yaptık

Amerikan: FBI.... Birkaç soru sorabilir miyim?
Türk: Polisim ben. Nerdeydin lan dün, eşek?

Amerikan: (Ses çıkarmadan el işaretiyle) Sen oraya sen buraya sessiz olun.
Türk: Dalıyoruz haydaaaaaaaaa !!!