doktorlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doktorlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2009

Kadın Doğum Uzmanına Gitmek #2

Kısa ve öz bir yazı yazacağım bu sefer bu konuyla ilgili... konu zaten benimle ilgili olmadığı için komik durumlar ortaya çıkmadı. Geçen gün Polonyalı arkdaşım J.'nin canı sıkkındı, aldım onu okulun Kadın Doğumcusuna götürdüm -bu arada fark ettim ki iş sahibi insanların iş alanlarıyla ilgili konularında -cı ve -ci, -cü eki falan takıyorum. Tamirci, kadın doğumcu, marketçi gibi. Bir de canı sıkkın olan herkesi Kadın Doğumcuya götürmüyorum yanlış anlama. 

Doktor Bey kendisini muayene etti. Ondan sonra geldi Türkçe bana olayı anlatmaya başladı. Konuya tabi ki de tam hakim olan ben "biliyorum ama şu şöyle değil mi? siz nasıl bunu anladınız? emin misiniz?" şeklinde sorular sordum. Adamın son lafı anestezi ilen ameliyat lazım arkadaşına, maazallah kanser bilem olabilir şeklinde oldu... J. tabi bana bakıyor o sırada ne oluyor diye... 

Neyse çıktık doktordan, oturduk çimlere. Deli gibi çalışmam gerekiyor ama kıza da durumu anlatacağım ve biliyorum ki bütün gün onla takılacağız sonrasında. Çalışmalar falan yalan. Tabi ki de öyle oldu. Anlattım tabi, üzüldü, üzüldüm... Konuştuk konunun üzerine, geçer dedik... Bağışıklık sistemini arttırmak için ilaçlar önerdim, kiviler, muzlar hak getire...

Sonra Oetopedistim K.yı aradım. Bir gün önce sana nasıl yardım edebilirim, bir sorunun olursa çekinme demişti. Dedim ki yardım etmek istiyordun, o zaman durma et. J.'yi de ismen tanıyosun zaten, durum böyle böyle... Bize bir jinekolog insanı lazım, ameliyat lazım, bir de neşter falan bulursan getir... Tamam ayarlayacağım bir kaç güne geri dönücem sana dedi...

Geri döndü, ismi pek mi pek süperto olan bir Kadın Doğumcu adam buldu, Doktor U. Dün ona gittik... Tabi Doktor U. iki hatunu görünce karşısında hafif flörtengiz hareketlere girmeye başladı. Aslında flörtengiz denemez bu davranışlara, adam normal normal konuşuyor ama sürekli hamile kadınlar, yok efendim uzun don giyen teyzeler görmekten doktorlar bıkkınlık geçiriyorlar efendim. Sonra aklı başında iki kişi gelince de inanamıyorlar... Konuşmalar konuşmalar üstüne... Doktor U. dedi ki sana şu ilacı yazarız olmadı, hemen ameliyat yapmıyoruz biz. Ben tabi bilmiş insan atladım: "ama o ilaç vajinal kanala sürülemez, prospektüsünde bile der haricen kullanmak gerekir diye" (Doktor U. dumur ve açıklama modu).

Neyse uzatmayacağım konuyu. J muayene oldu tekrar. Doktor U. geri geldi. Arkadaşınızda bahsettiğiniz tanıyla ilgili hiçbir emare mevcut değil dedi...Haydaa!! Eee ne peki, basit bir şey.. İlaç vereceğim ve geçecek... "ee o zaman öbür mal insanı doktor niye böyle laflar etti?". Doktor U. "valla ben onu bilemem ama benim muayenem sonucunda ortada bahsedilen hastalık yok. Buradan neyi anlıyoruz: İlk gittiğimiz kadın doğumcu aslında neymiş: baytarmış. 

Beyza dumur... Doktorlara olan inancını bir kez daha sorgulama durumu... Konuyla ilgili yapılacak tek bir şey kaldı, o da bir önceki doktoru bu teşhisinden dolayı şikayet etmek... Kendisi yüzünden J. 150 tl'yi özel muayeneye bayılmak zorunda kalmış ve bir hafta da ya kanser olursam diye gezmiştir. Ben ise bir haftadır yazmam gereken paperı bırakıp J.'nin gönlünü hoş tutmaya çalışmakla uğraşmışımdır. 

2 Mayıs 2009

Len T(D)oktor... Gülüm Toktor... Değnek misin Toktor?

Bundan seneler önce ulen benim bünyede bir sorun oldu herhal diyerek doktora gitmiştim. Bünye dediğim yer de öyle hasar kaldıramayacak bir yer olan bağırsaklardaydı. (Nefret ederim bağırsak adlı kelimeden, çağrışımını yirim senin bağırsakmış. Solucan niye değil de bağırsak. Heyhak..) Beni tanıyan insanlara bu anı ikinci baskı olacak bilmekteyim ancak azmedin okuyun bilader (Deniz ve Berfu lafım size).

 Neyse bilmem kaç kez mal mı mal aletlere girmiş olan bir insan oldum çıkmıştım o dönem. Rektoskopisinden tut da Kolonoskopisine kadar. Burada bu aletler ne işe yarar kısmına girmeyeceğim. Araştır bul illa da öğrenmek istiyorsan. Ancak en basit tabiriyle ince boru gibi olan bir aleti bir yerinizden ki bu yer pek rezil bir yer, içinize sokarak aletin hava üflemesi sayesinde bağırsak denen (ıyk) naneyi genişletip kameralar yardımıyla içinizde ne var ne yok görüyorlar efendim. (Rezil bir okuyucusun sen hemen nereden soktuklarını merak ettin… Ah ah bir fıkra vardı Afyonlu Terzi Sadık diye, kevgire dönmüş bir adamın hikayesi. Neyse onu da anlatmayacağım).

Bu konuda önemli olan ne boyu ne işlevi ne de nereden o aleti devreye aldıkları efendim. Önemli olan o günün bende çağrışımları. Şimdi ben Kolonoskopi denen olay için 2 gün boyunca  aç kaldım, yemek yemek yasak. Su içebiliyorsun bir de böyle su kıvamındaki şeyler en fazla yiyosun. Mesela çorba yicen di mi? Düz çorba yiceksin. Yok efendim ben yoğurt çorbası istiyorum dersen annen pirinçlerini koymaz içine.. Düz yoğurt yeseydim bari dersin, bilgine. Evet gün gelmiş çatmış, bana anestezi yapacaklar. İlk önce alet bozuldu. Bu arada ben nane mollayım biliyorsunuz, tansiyon diye bir şey kalmamış, bayıldım bayılacağım. Neyse haydi allah pismillah diyerek girdim ameliyathane gibi bir yere. Toktor yok henüz (bak burası önrmli kaçırma toktor yok henüz ortamlara akmamış) ama Asuman Hemşire var (Vay be hala ismini hatırlıyorum. Ne piçim yer etmiş bünyede). Asuman Hemşire benim için özel iğne getirtmiş, ince olunca elim ve damarlarım… Çocuk iğnesi… Dedi ki 10’dan geriye say. Ulen dur bayılıcam.. anestezü de neymiş şeklinde bir panik durumu olsa da iki buçuk gün olmuş açım yerimden kımıldayamadım. 8’e kadar garantili geldim ama 7 dedim mi hatırlamıyorum…  

Şinci aradan bir 6 ay kadar sonra bu sefer rektoskopi için gittim aynı hastaneye. Asuman Hemşire orada tabi. Rektoskopide bayıltmıyorlar efendim. Gayet ayıksın ve toktor adlı insana bir güzel kıçını dönüyorsun. Sana pozisyonu aldırıyorlar, acı macı heç umurlarında değil. Neyse toktor bey gene borulu morulu bir aletle arkamda durumuma bakıyor. Durdu ve şöyle dedi: “Ben seni bir yerden tanıyor muyum?”. Ulen nerden tanıycan beni, değnek? Kıçtan kişi analizi yapmayı mı öğrendin bu geçen senelerde” DiyeMEdim. Yok tanımıyorsunuz şeklinde kem kümlü bir cevap. İşlem bitti, “sapasağlamsın maşellah” şeklinde bir raporu yazdı. Dışarı çıktım anneme döndüm: “Yahu adamın ettiği lafa da bak sen, beni tanıyor muymuş? Nirden tanıyacak annem hem de söylediği pozisyon pozisyon değil ” dedim. Annemden gelen cevap daha iyiydi: “Kızım o senin kolonoskopine giren doktordu. Tanıyacak tabi” (Yea beybi). Bir sonrtaki gidişimde babam gene aynı toktoru bulmak istedi, nedeni beni tanımasıydı (ahh beybi).

*Uzun zaman oldu ki hastane anılarına girmemiştim sevgili okurum. Bir yazı da size ufak bir ipucu vereverek toktor dediğin de insan işte bildiğin insan demiştim, aklıma bu anının gelmesi sonucunda.  Bu muazzamto anıyı da saklıyordum köşeciklerde. Bende daha pir milyon anı var. Bekle bekle zamanla değineceğim kendilerine. 

16 Nisan 2009

Bir Ortopedist'e Hayran Kalmak

Gecenin bir yarısı son işi de yapıp rahat bir uyku çekmeyi planlıyordum ancak içimde oluşan sevgi pıtırcıkları bunu engelledi. Bu sevgi selinin tek nedeni bir ortopedist, yok yok merak etmeyin benim ortopedistim olan K.'ya aşık falan değilim. Bu insanın ismi Rıdvan Ege. Tıp camiasından olan zatlar kendisini yakınen bilirler eminim ancak kendisi ile tanışmak (ses kaydından) bana bu gece nasip oldu.

Konuya girmeden önce belirteyim ki bugün Deniz'e bir milyon işim var kaç gündür, bu TRT işleri beni bitirdi allahısen diye yakınırken son bir kaset kaldı, onu da deşifre edip bu ayki yükümlülükten kurtulacağım demiştim. (Bu sırada bir Şarap evinde bira içiyor olmamız tezatını ve saatin de 23:30 suları olduğunu eklemeliyim). Deniz insanı yardımseverliği ile "olum bırak sen bana o cd'yi ben yapayım bu sefer" dediyse de "iş benim işim kimseye bunu yapamam" şeklinde bir sorumlulukla Deniz'e teşekkür edip evime geldim. İyi ki de "olur denizim, ballı kaymak olur" dememişim çünkü yaptığım deşifreden öyle keyif aldım öyle keyif aldım ki anlatamam. Yapılan röportajı buraya ses eklentisi olarak koymak isterdim ama malesef iş ahlakı gereği bana bir kere yasak dendi mi ben onu büyük bir sorumlulukla kabullenir, gereğini yaparım. Ancak kimse bana bu çevirdiklerini anlatmayacaksın da demedi. (Nasıl bir justification'dır yahu bu da)

Yanda Rıdvan Ege'yi görmektesiniz. Kendisi 1925 doğumlu bir Ortopedist. Aslında o sıradan bir Ortopedist değil, Türkiye'ye Ortopedi'yi getiren kişi. İlkokulu 10 yaşında bitirmiş, ortaokula sen daha 10 yaşındasın, 12 yaş ve üstü girebilir diyerek kabul etmemişler. Yaşını büyütmüş. Tarlada çalışmış bu sırada. Babasının işleri için her gün 5 kilometre yolu yayan yürümüş. "Yolda şüpheli bir kişi gördüğüm zaman şarkı söylerdim ve büyük insan pozuna girerdim" diyor kendisi. Denizli'de daha ortaokuldayken, özel bir sınıfta, Tolstoy ve Fransız İhtilali'nin 6 ciltini ve Mesnevi okumuş. Bu insan, insan mıdır, bana bir deyiverin lütfen? O insansa ben neyim...biz neyiz...Üniversiteden derece ile mezun olmuş, kura çekilişine girmesine gerek yokken girmekte ısrar etmiş. Nedenini ise şöyle anlatıyor: Kürsüde neresi çıkarsa giderim diyerek nutuk çektim, sonra dediler ki sen derece yaptın kuraya girmene gerek yok. Ama ben bir kere konuşmayı yaptım, herkes ayakta alkışladı. Karşısında İsmet İnönü, yanında Başbakan Saraçoğlu, onun yanında anamuhalefen lideri Celal Bayar ve yanında Menderes varmış. Çekmiş kurayı ve Erzincan'a gitmiş. Sonra mezun olunca Columbia Üniversitesine giderek Ortopedi ile tanışmış. Geri döndüğünde ise Gülhane'de Ortopedi bölümünü açmış. 

Rıdvan Ege konuşma sırasında hayatın değerli olduğundan ve zamanı harcamamak gerektiğinden söz ediyor. Şu an daki eşine çay içmeyi teklif ettiğinden ve eşinin biraz çekinerek kabul ettiğinden bahsediyor. Sonra da diyor ki çayı içtik ve eşim oldu. Ardından da ekliyor eğer karşınızdaki sizinle paralel düşüncede bir insan değilse ya da duygu olarak aynı stimülasyonda değilseniz bir yere varamazsınız.

Okuyucu, okur, gözümün nuru.. Etkilendin di mi sen de bu kişiden? Bir insan 111 kitap yazar mı? Her kongrenin Başkanı olur mu? 30 ülke gezer mi? Ayakta alkışlamak istiyorum kendisini ama ayakta alkışlamak ancak kendimi büyük görmem sonucu ortaya çıkacak bir durumdur. Bu yüzden sadece saygı ile önünde eğiliyorum.

4 Nisan 2009

Hastane Anılarından devam

Evet efendim, kaldığım yerden devam ediyorum. Size daha önceki yazılarda şu yazı ve bu yazı da hastane anılarımdan bir kaçına yer verip bir kaç haftaya yeni yayınlarla geleceğimi söylemiştim. İşte bunlardan biri: "Gazi Üniversitesi Acil nasıl bir yer?" Hangi durumlarda gidilmelidir ana teması altında len gene bünyeye aldık serumu diye devam edecek bir yazı yazacağım. ( Çok sıkıcı bulduysan hemen başka bloglara hücum et.. Ammmma bu kız pek bi tatlı yazıyo, aman hadi okuyayım gene neler yaşamış bu nanemolla diyosan ahanda altta neler yaşadığım yazılı.)

Gayet güzel başladı Şevket günüm. Eve giderken canım fena halde bira çektiğinden ve yanında bir de kızartma yapsam ohh mis yeme de yanında yat kıvamında olduğumdan eve koştur koştur gittim. Güzelce devirdim biraları. Bu sırada bir arkadaşımla mesajlaştık. Transparan yaşamı olan bir zatım ben, yazıyorum mesajları:
* Yaşıyo musun?
-Evet, sen?
*Evet aynı yerde, hani senin şu unuttuğun yer..
-Unutmadım, tamam geleyim o zaman.
Ardından mekana gidip kendime İzmir'in pek bir meşhur Churchill'inden yaptım. Mekanın sahibi arkadaşım olduğundan bana laf etmiyor. Benimle uğraşmaması gerektiğini anladı da diyebiliriz çünkü pek bir laf sokucu insanımdır ben. Hazır cevap mı desem, evet evet cadıyım. Neyse efendim Churchill içip dart oynayarak saati ilerlettim dün gece.
Ancak bir süre sonra len benim böyle karnımda ağrı mı var? Ne ola ki bu? gibi düşünceler içinde eve gittim. Evde iyice fenalaşınca "len ben bi kötüyüm bi kötüyüm, hastaneye gidem yoksa ölecem burda" diyerekten gecenin 12:30'unda taksiye atlayarak "Gazi Hastanesine çek" dedim şoföre. (Buradaki "çek" tabirim yalandır, gayet ezik bir halde, sesim çıkıyor çıkmıyor gibi, Gazi'ye lütfen dediğimi hayal et). Acil'e gittim, oturdum. Yanda bir kadın, felaket halde, oturmuş sıra gelmesini bekliyor. Mide kanaması geçiriyordu bence (Nerden bildin yiğen deme, ben bilirim. Çoğu hastalığın teşhisinde üstüme yoktur.) Neyse acildeki asistan şikayetlerimi aldı, binbir soru sordu ve 1 saat kadar bekleyeceksin, boşta muayene odası yok. Beğenmediysen yallah başka kapıya dedi üstü kapalı bir şekilde. Bende oturdum yanımdaki kadın gibi bekledim. Bir saatin sonunda bir yer buldular allahıma bin şükür de muayene odasına girdim. Bu sırada benden idrar ve kan örneği istediler. Hizmetlilerden biri bana acımış olacak ki nerden su alabilirim sorusuna, abla sen otur ben sana getirem dedi. Pek yardımcı oldu. Yirim böyle insanı.
Muayene odasına girdim. Doktor sorular sordu, ben bilmiş bilmiş cevapladım. Hastalığım bence şu olabilir dedim. O bana baktı, bence sen taş düşürüyosun dedi. Ben bi iki laf daha ettim. Durdu sen tıp öğrencisi falan mısın dedi? Yok dedim. Soruları sordu sordu, en son gebe olabilir misin dedi bende sanmam dedim. Sedyeye yattım, yanıma da serum geldi. Bir güzel novalgin 500'ü dayadı bünyeme. Her ne kadar yahu gerek yok seruma, sen bana şu ilacı yaz ben gidem toktor bey desem de olmaz, taş olabilir bu taş diyerek beni orada tuttu. İdrar sonucum gelince de haklıymışsın, sen zaten kendi teşhisini koymuşsun dedi. Güldüm ama boşu boşuna serum yemiş oldum bünyeme. Neyse en son ilaçları yazarken kan sonucum geldi. Kanda da beyfendi hazretleri tek bir şeye baktırmış: Beta HCG. Tek bir laf etti: Negatif! Ben afalladım tabi: Ne negatif? Toktor bey elindeki kağıdı göstererek Beta HCG'yi işaret etti: Sen bunun ne olduğunu da biliyorsundur zaten. Evet biliyorum, hamile değilim yani buna mı baktırdınız? Evet, semptomlarından dolayı buna da baktırmam gerekirdi. Eyi ettiniz, sağolun, baktırmasanız ne yapardım diyemedim. Onun yerine teşekkür edip hastaneden çıktım.
Şimdiye kadar anlattıklarım benim anım olan kısmıydı ama asıl noktasına gelecek olursak: Gazi Acil dediğiniz yer ana baba günü olmasa da karışık ve düzenin olmadığı bir yer. Ben 1 saat orada beklerken iki hemşir'in konuşmalarına şahit oldum. Birinin dedikleri pek çarpıcıydı. Hemşir diyor ki:
"Buraya her tip hasta gelir. Boğazı ağrıyan da gelir, estetik olmak isteyen de. Geçen gün mesela biri geldi, burnumun şurası bozuldu hemen yapılsın istiyorum dedi. Yahu hanfendi sabah gelin burası acil dedim, o da "bu acil bir şey zaten" dedi. Ya da nörolojik bir vakaya diyoruz ki nörolojide yer yok, senin de 15 gün yatman lazım. Başka hastaneye git, daha iyi olur. Adam diyor ki ben acilde yatarım 15 gün. Bu şekilde 10 hastamız var, bak içerde şu anda. Sonra da insanlar burada 1 saat beklemek zorunda kalıyor. Onlar da haklı."
Daha da yorum yapmama gerek yok sanırım, hemşirin lafından sonra. Ama yine de:
"Hemşir hemşir iyisin hoşsun, pek de iyi konuşuyosun da sen düzeni değiştirmezsen, ben değiştirmezsem nicedir de bakam bana bu hastanelerin hali?"*
*İşte bu amaç uğruna hastane anılarımı buraya yazıyorum okurum, canım benim, ballı böreğem... Daha da yazacağım, meraklanmayasın!

3 Mart 2009

La Havle Çektiren Doktor Tipi

Artık bu yazımdan sonra tamam bu kız kafayı hastalıklarla bozmuş diyeceksiniz, biliyorum. O yüzden peşinen “bozdum, evet… ne var kuzum?” şeklinde savunmaya geçmeye karar verdim. Doktor-hastane-hasta üçgeninde dolaşan bir insanım evet. Ama daha önceki bir yazıda da belirttiğim gibi sıkıldıkça doktorlarla tanışarak sizler için gözlemlerde bulunuyorum (yalan, kanma buna okuyucu!).

Yazın “Zıkkımın Kökünü iç e mi?” adlı yazımda psikolog ile içki arasındaki mücadeleden içkinin galip geldiğini belirtmiştim. Ama geçen hafta okulda, boş bir anımda, Medico’daki psikiyatrist ile tanışmadım, gidip bir halini hatırını sorayım diye düşünerek kendisinden gün aldım. Garip geldi di mi size bu söylemim? Gelmesin okuyucu! Okuldaki bilimum doktorla enseye şaplak olmuş durumdayım. En azından onlar benim sıkıntımı dinler, ben onlarınkini dinlerim ve geçinir gideriz. (Sen onların ne sıkıntısını dinleyeceksin, kimsin ki gibi bir laf duydum sanırım. Duymamış olayım, ayıp. Bari içinizden düşünün). Bu yazıda ismi geçecek doktorları sadece mesleki alanları ve isimlerinin baş harfleri ile vereceğim.

Önce lafı geçecek doktorlar:
Ortopedist K.
Psikiyatrist M. (IQ tavan)

Randevu tarihinde gittim ve eskiden Ortopedist K’nin odası olan şimdi ise Psikiyatrist M. in yerleştiği odadan içeri girdim. Ortopedist K. ’nın söylediğine göre M. IQ bakımından böyle tavan bir insanmış inanmazsın. Evet… inanmam, IQ da neymiş.
Şikâyetin nedir sorusunu gitmeden önce düşünmüştüm ve ne kadar absürt ve yapay bir soru olduğunu, altında hiçbir noktanın yatmadığına kanaat getirmiştim. Tabi “IQ insanı M. Bey” de beni bu konuda şaşırtmadı. 3. dakikada şikayetimi sordu. Neyse efendim içeride 15 dakika falan bulundum. Bu sırada M. Bey’in sürekli güleç bir hal takındığını ve sorularının çok sıradan olduğunu belirteyim. Mesela:
· İsmim
· Yaşım
· Bölümüm
· Sınıfım
· Tez konum
· Çalıştığım hoca
· Kaç kardeş olduğum
· Ailemin durumu
· Anne baba arasındaki ilişki varsa sorun
· Erkek arkadaşım olup olmadığı (Ya bu doktorlar takmış erkek arkadaşa)

Bunun gibi sorular işte, gelme üstüme okuyucu, hatırlamıyorum daha ayrıntısını… Gözlem insanı Beyza, M.nin sorduğu soruların yapaylığına mı yansın, 3. dakikada şikayetin ne diye sormasına mı, 15. dakikadan sonra antidepresan yazmasına mı? Hayır hayır… deli değilim ben,,değilim…
Şimdi durumu şöyle izah edeyim. M.’ye dikkat dağınıklığı var bende, okuduğum makaleler aklımdan böyleee uçup gidiyor sanki, ne yazar aklımda kalıyor ne yayın yılı falan diye şikayetimi söyledim. (Bu dikkat dağınıklığı olmuyormuş gerçi, psikolog ablam var allahıma bin şükür!)
M. dikkat toplayıcı ilaç yazacağım sana dedi. Bende dikkat toplayıcı dediğin(iz) ilaç, antidepresan olmasın dedim. O da evet, tabi anti-depresan ama kem küm, zaten herkes kullanıyor,işe yaramayacağını düşünsem yazar mıyım? Bak önümdeki deftere, buradaki bütün öğrenciler kullanıyor tadında ikna yollarına girdi. Defteri görmeniz gerekirdi. O sayfa sayısını görseniz yazık 3 ağaç heba olmuştur bu uğurda diye düşünürdünüz ki o ara ben düşündüm.

İlacı almıyorum tabi ki çünkü ben iyiyim, hasta değilim ben, nayır değilim (bu da züğürt tesellisi modu). M. iyi bir doktor, IQ’su yüksek, tahsilli ve de güleç.

Uluslararası İlişkilerde iki gözünü sevdiğim ekol vardır. Biri realist ekol diğeri eleştirel kuram. Realist ekoldekiler sistem kötüyse sana bana mı kötü herkese kötü, sistemde sorun varsa bunu çözmek gerekir gibi sisteme devlet gibi laf kondurmayan bir görüştedir (problem solving method deriz biz buna, ayrıntısını sorup da beni burada kasma okuyucu). Eleştirel kuram ise der ki sen bi du bakam orda, problem varsa bunun köküne inelim, nedenine bakalım, sistemi değiştirelim. Hah işte tam bu noktada ben derim ki M. Bey realist ekolden bir insan. Problem zaten var, sen ilacı aldın mı bünyeye problem gider mantığında. Yani anı kurtarıyor. Hiç ilacı bırakınca ne olacak, ben senin ne sorunun olduğunu da bilmiyorum ama verdim ilacı ya hadi hayırlısı demiyor ki …
İşte bu yüzden bence bir okulda bir psikolog ve bir psikiyatrist olmalı. Hasta önce psikolog ile konuşulmalı sonra eğer psikolog telkin ve zibilyon metodlarla sorunu çözemiyorsa hastayı psikiyatriste yönlendirmeli.

Fark ettiyseniz gene öğretici adam ve oğlu modunda doktorlara verdim veriştirdim. Hadi hayırlısı! Bir sonraki doktorlarla ilgili köşem için hangi doktora gideceğime henüz karar vermedim. Birkaç haftaya kendime yeni arayışlar bulurum, siz rahat olun Nalan.

P.S. 1: Bu arada yeni bir doktor tipi ile karşılaştım. Kendisi boş zamanlarında ki bu zaman hasta beklerken ya da eve gittiği zamanlar oluyor, matematik sorusu çözüyormuş. Integral ile kafayı bozmuş. Bir de bundan zevk aldığını söylüyor. Bu da garip bir doktor insanı işte.

P.S. 2: Biyolokum Düygü’nun blogunda geçen ay okuduğum bir yazıdan (Yazı yazmıyorken ne yapıyordum?) etkilenerek okuyucuya seslenme metodunu kullandım. Zira etkili bir yol olduğunu kendisinin o yazısını okurken fark etmiştim. Akademisyen etiği de farklı bir şey be… İlla referans vereceğim, intihal falan diye çıkarlar hafazan Allah.

P.S. 3: Deniz kuzeni, senin “şu yazıda belirttiğim gibi” diyerek linkleri nasıl verdiğini bilmiyorum ama teknolojinin kurdusun vesselam. Zıkkımın kökünü iç adlı yazıma link koysam mı diye düşünüp “ulen sen deniz misin be, işin gücün doktorlara çamur atmak” dedim ama neyse bir ara öğretiver.

P.S. 4: diyecek lafım kalmadı.

20 Şubat 2009

Kadın Dogum Uzmanına Gitmek

Evet bir suredir hastanelerde kadın dogum doktoruna gitmek uzerine bir seyler yazmak istiyordum ancak nedense toplumsal baskilardan dolayi yazma beyza, sinirlenme beyza halindeydim.
Bugun yeter dedim! Yetti. Yaziyorum.
Bir suredir abuk subuk nedenlerle Kadın Dogum ya da Jinekoloji adıyla da gecen bolume gidiyorum. Öyle sürekli gider halde degilim, arada sıkılınca uğruyorum. Bakıyorum hastalık kalmamış "eee hadi bari bi jinekoloji yapayım artık" diyorum. Altın günü gibi oldu, yakında 20 euro takmaya başlayacağız birbirimize.

İlk gittigim doktor, erkekti. Aslında erkekmiş-kadınmış benim için pek fark etmez, doktor doktordur mantığına sahibim. Ancak "doktor doktor değildir, o da bir insandır" şeklinde muhteşem anılarım da var, ama durun bugün jinekoloji.

Bay jinekolog amca bana şöyle bir baktı, bir kaç soru sordu. Bakire misin dedi? Ardından beni o kadın dogum aletine aldı, muayene etti ve ilaç yazdı. Açıklama yok tabi. Haftaya gel dedi. Oldu, yanımda kaynımda gelsin mi diyecektim, sustum. Ama sonradan anlıyorum ki en azından bakire misin sorusunu rahatlıkla sormuş. Bir daha ki gidişimde süper iyileşmişin falan gibi laflar etti, ben iyileşmediğimi biliyordum ama inanmadı.

İkinci gittiğim doktor kadındı. Bayan jinekolog, erkek arkadaşınla birlikte oluyor musun diye sordu. Daha kibar biri diye düşündüm. Erkek arkadaşım olduğunu nereden çıkarmıştı tabi onu bilemedim. Muayenehanesine çağırdı. En kötü bir kaç günümü orada yaşadım sanırım. Hamile kadınlar, eşleri ile gelmiş. Bir ben orada ipsiz sapsız duruyorum. Neyse o da bir şeyler yaptı kendi çapında. Lokal anestesi gerek dedi, iyi dedim. Yalnız mı geldin dedi. Kaynım burada içerde, çağırayım mı diyecektim, sustum.

Bugün sabah başka bir doktora gittim, bayan. Yeni yep yeni bir doktor. Umutluydum. Oturdum, şikayetin nedir dedi. Böyle böyle dedim. Durdu "evli misin bekar mısın" dedi? Yani bekarsam bakireyim öyle mi? diyemedim. Kaynım aklıma geldi, sustum.

Anlayacağınız hala kadın doğum doktorlarının bile soru sorarken çekindikleri bir ülkede yaşıyoruz. Kadın doğum doktoru olmuşsun yahu sen, neden çekiniyorsun? Kaynımdan mı?
Ne kadar garip. Bir de biraz saf gibiler:

Jinekolog insanı :Evli misin, bekar mı?

Beyza insanı: Kaynıma sorsam?