kadın doğum sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
kadın doğum sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

20 Şubat 2009

Kadın Dogum Uzmanına Gitmek

Evet bir suredir hastanelerde kadın dogum doktoruna gitmek uzerine bir seyler yazmak istiyordum ancak nedense toplumsal baskilardan dolayi yazma beyza, sinirlenme beyza halindeydim.
Bugun yeter dedim! Yetti. Yaziyorum.
Bir suredir abuk subuk nedenlerle Kadın Dogum ya da Jinekoloji adıyla da gecen bolume gidiyorum. Öyle sürekli gider halde degilim, arada sıkılınca uğruyorum. Bakıyorum hastalık kalmamış "eee hadi bari bi jinekoloji yapayım artık" diyorum. Altın günü gibi oldu, yakında 20 euro takmaya başlayacağız birbirimize.

İlk gittigim doktor, erkekti. Aslında erkekmiş-kadınmış benim için pek fark etmez, doktor doktordur mantığına sahibim. Ancak "doktor doktor değildir, o da bir insandır" şeklinde muhteşem anılarım da var, ama durun bugün jinekoloji.

Bay jinekolog amca bana şöyle bir baktı, bir kaç soru sordu. Bakire misin dedi? Ardından beni o kadın dogum aletine aldı, muayene etti ve ilaç yazdı. Açıklama yok tabi. Haftaya gel dedi. Oldu, yanımda kaynımda gelsin mi diyecektim, sustum. Ama sonradan anlıyorum ki en azından bakire misin sorusunu rahatlıkla sormuş. Bir daha ki gidişimde süper iyileşmişin falan gibi laflar etti, ben iyileşmediğimi biliyordum ama inanmadı.

İkinci gittiğim doktor kadındı. Bayan jinekolog, erkek arkadaşınla birlikte oluyor musun diye sordu. Daha kibar biri diye düşündüm. Erkek arkadaşım olduğunu nereden çıkarmıştı tabi onu bilemedim. Muayenehanesine çağırdı. En kötü bir kaç günümü orada yaşadım sanırım. Hamile kadınlar, eşleri ile gelmiş. Bir ben orada ipsiz sapsız duruyorum. Neyse o da bir şeyler yaptı kendi çapında. Lokal anestesi gerek dedi, iyi dedim. Yalnız mı geldin dedi. Kaynım burada içerde, çağırayım mı diyecektim, sustum.

Bugün sabah başka bir doktora gittim, bayan. Yeni yep yeni bir doktor. Umutluydum. Oturdum, şikayetin nedir dedi. Böyle böyle dedim. Durdu "evli misin bekar mısın" dedi? Yani bekarsam bakireyim öyle mi? diyemedim. Kaynım aklıma geldi, sustum.

Anlayacağınız hala kadın doğum doktorlarının bile soru sorarken çekindikleri bir ülkede yaşıyoruz. Kadın doğum doktoru olmuşsun yahu sen, neden çekiniyorsun? Kaynımdan mı?
Ne kadar garip. Bir de biraz saf gibiler:

Jinekolog insanı :Evli misin, bekar mı?

Beyza insanı: Kaynıma sorsam?

20 Mayıs 2009

Kadın Doğum Uzmanına Gitmek #2

Kısa ve öz bir yazı yazacağım bu sefer bu konuyla ilgili... konu zaten benimle ilgili olmadığı için komik durumlar ortaya çıkmadı. Geçen gün Polonyalı arkdaşım J.'nin canı sıkkındı, aldım onu okulun Kadın Doğumcusuna götürdüm -bu arada fark ettim ki iş sahibi insanların iş alanlarıyla ilgili konularında -cı ve -ci, -cü eki falan takıyorum. Tamirci, kadın doğumcu, marketçi gibi. Bir de canı sıkkın olan herkesi Kadın Doğumcuya götürmüyorum yanlış anlama. 

Doktor Bey kendisini muayene etti. Ondan sonra geldi Türkçe bana olayı anlatmaya başladı. Konuya tabi ki de tam hakim olan ben "biliyorum ama şu şöyle değil mi? siz nasıl bunu anladınız? emin misiniz?" şeklinde sorular sordum. Adamın son lafı anestezi ilen ameliyat lazım arkadaşına, maazallah kanser bilem olabilir şeklinde oldu... J. tabi bana bakıyor o sırada ne oluyor diye... 

Neyse çıktık doktordan, oturduk çimlere. Deli gibi çalışmam gerekiyor ama kıza da durumu anlatacağım ve biliyorum ki bütün gün onla takılacağız sonrasında. Çalışmalar falan yalan. Tabi ki de öyle oldu. Anlattım tabi, üzüldü, üzüldüm... Konuştuk konunun üzerine, geçer dedik... Bağışıklık sistemini arttırmak için ilaçlar önerdim, kiviler, muzlar hak getire...

Sonra Oetopedistim K.yı aradım. Bir gün önce sana nasıl yardım edebilirim, bir sorunun olursa çekinme demişti. Dedim ki yardım etmek istiyordun, o zaman durma et. J.'yi de ismen tanıyosun zaten, durum böyle böyle... Bize bir jinekolog insanı lazım, ameliyat lazım, bir de neşter falan bulursan getir... Tamam ayarlayacağım bir kaç güne geri dönücem sana dedi...

Geri döndü, ismi pek mi pek süperto olan bir Kadın Doğumcu adam buldu, Doktor U. Dün ona gittik... Tabi Doktor U. iki hatunu görünce karşısında hafif flörtengiz hareketlere girmeye başladı. Aslında flörtengiz denemez bu davranışlara, adam normal normal konuşuyor ama sürekli hamile kadınlar, yok efendim uzun don giyen teyzeler görmekten doktorlar bıkkınlık geçiriyorlar efendim. Sonra aklı başında iki kişi gelince de inanamıyorlar... Konuşmalar konuşmalar üstüne... Doktor U. dedi ki sana şu ilacı yazarız olmadı, hemen ameliyat yapmıyoruz biz. Ben tabi bilmiş insan atladım: "ama o ilaç vajinal kanala sürülemez, prospektüsünde bile der haricen kullanmak gerekir diye" (Doktor U. dumur ve açıklama modu).

Neyse uzatmayacağım konuyu. J muayene oldu tekrar. Doktor U. geri geldi. Arkadaşınızda bahsettiğiniz tanıyla ilgili hiçbir emare mevcut değil dedi...Haydaa!! Eee ne peki, basit bir şey.. İlaç vereceğim ve geçecek... "ee o zaman öbür mal insanı doktor niye böyle laflar etti?". Doktor U. "valla ben onu bilemem ama benim muayenem sonucunda ortada bahsedilen hastalık yok. Buradan neyi anlıyoruz: İlk gittiğimiz kadın doğumcu aslında neymiş: baytarmış. 

Beyza dumur... Doktorlara olan inancını bir kez daha sorgulama durumu... Konuyla ilgili yapılacak tek bir şey kaldı, o da bir önceki doktoru bu teşhisinden dolayı şikayet etmek... Kendisi yüzünden J. 150 tl'yi özel muayeneye bayılmak zorunda kalmış ve bir hafta da ya kanser olursam diye gezmiştir. Ben ise bir haftadır yazmam gereken paperı bırakıp J.'nin gönlünü hoş tutmaya çalışmakla uğraşmışımdır. 

27 Ocak 2007

Paketteki Hıyar

Yüksel Caddesi’nde, okulun önündeki banklarda oturuyorlardı. Sercan her zamanki gibi boş konuşuyor, Muzaffer onu geçiştiriyor, Duygu ve Zehra’ysa sınıftan bir arkadaşın saç renginden bahsediyorlardı. Herkes aynı anda konuşuyor gibiydi. Galiba öyleydi de.

Sercan: Şşt Muzaffer. Şu sokakta neler yaptık değil mi? Hani bir kere Aydın sen ben, şuradaki kitap okuyan kadın heykelinin etrafında biraları götürmüştük.

Duygu: Yok hayır, o rengin aynısından Sedef de almıştı geçen. Boyadı, aynen o renk oldu. Koleston’un ‘Mor cazibenin Kışkırtan Siyahlığı’...

Muzaffer:
Evet Sercan, hatırlıyorum. O gün bizi yolda görüp yanımıza gelmiştin. Çok iyi hatırlıyorum...

Zehra: Hmm... Ne? Ha... Kızıl gibi hatırlıyorum sanki. Ben pek bilmem zaten.

Oysa insan aklının yarattığı gerçek düşüncelerin, bazı stratejik oyunlar nedeniyle, dışarı çıkması neredeyse tamamen engellenmişti. Düşünce değilse neydi o zaman bu dört kişinin az önceki konuşmaları? Düşüncelerin allı pullu paketleniş hali mi? Bir paket kağıdı bile içindeki hediyenin en azından şeklini, büyüklüğünü gösterirdi. Küçükken, arkadaşların doğum günlerinde, içinde sadece bir tane hıyar ve buruşturulmuş gazete kağıtları olan kocaman kolileri paketleyip götürürdük hediye olarak, şaka niyetine. Konuşulanlar olsa olsa koca koli ve buruşturulmuş gazete kağıtları olabilirdi. Oysa, aslolan hıyardı:

Sercan: Muzaffer. Sen beni sevmiyorsan ben seni hiç sevmiyorum oğlum. Ama iyi çevren var işte, ne yaparsın. Hani bir gece şu heykelin orada içmiştik ya... Aslında tek derdim Aydın’ın amatör rock gruplarındaki çevrelerinden yararlanıp barlara beleşe girmekti. Yoksa ben ne yapayım sümüklü Aydın’la götü boklu Muzaffer’i. İsimlere bak, duyan bana entel dantel .mınako. Şşt Muzaffer, şu Duygu’yu ayarlasana bana.

Duygu: Şurada oturduğumuz saatler boyunca keşke sadece saç, makyaj, kıyafet ve erkekler hakkında konuşsak. Çok kasılıyorum şekerim böyle ciddi meseleler falan konuşuyorsunuz ya. Zaten aramızda kalsın, hiç anlamam öyle şeylerden. Ha bu arada, sen ne kadar zevksiz bir kızsın ya. Salaşlık mı bohemlik mi, bir tarz uydurmuşsun, serseri gibi geziyorsun böyle. Şu Muzaffer sana yazıyor gibi ya, inanamıyorum. Halbuki ne kadar hoş çocuk. Böyle kızları beğeniyor demek ki. Hmm... Dur ben bir de senin uyduruk tarzını deneyeyim. Nereden alıyorsun bunları? Kendin mi yırtıyorsun?

Muzaffer: Of Sercan. Yeter artık yahu, aktif volkanlar misali patlatacaksın şimdi beni. Oğlum, sen kendini kurnaz mı sanıyorsun? Herkes senin çıkarcı, yalaka adamın teki olduğunu bilmiyor mu sence? Tabi ya, doğru, herkes salaktı değil mi? Beraber içmişmişiz. Seni satacağız diye ne uğraştık o gün be. Ama sen beleş bilet peşinde yüzsüzlüğün dibine vurdun. Şimdi benden ne istiyorsun, kiminle tanıştırmamı istiyorsun kim bilir. Ne zaman gideceksin sen? Giderken şu Duygu salağını da götürsene. Zehra... Acaba fark etti mi? Bir baş başa kalamadık ki. Zehra, sana diyorum! Şu son bir haftadır senden başka bir şey düşünemiyorum. Sürekli bir kalp çarpıntısıyla dolaşıyorum. Çok güzelsin, öyle güzelsin ki...

Zehra: Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer, Muzaffer. Yaklaşık bir dakika önce şöyle bir gözlerinin içine doğru baktım. Tekrar bakmanın zamanı geldi. Yoksa daha erken mi? Benimle niye hiç konuşmuyor. Bir sene oldu yahu, hala fark etmedi mi? Hah, şimdi bakayım şöyle. Tamam, yeter. Aa, Muzaffer? Nasıl güzel baktın bana az önce öyle? Yok yok, her zamanki hüsnü kuruntumdur kesin. O da benden hoşlanıyor olsa ne yapar ne eder baş başa kalmamamızı sağlardı. O cesaretsiz, basiretsiz erkeklerden değildir umarım bu da. Of.

Yüksel Caddesi’nde, okulun önündeki banklarda oturuyorlardı. Sercan her zamanki gibi çıkarına uyacak arkadaşlık zeminleri hazırlamaya çalışıyor, Muzaffer Sercan'ı başından savmaya çalışarak Zehra'yı kesiyor, Zehra Muzaffer'in en küçük hareketini kaydediyor, Duygu ise olmayan karakterine yeni şekiller bulmaya çalışıyordu. Herkes aynı anda düşünüyor gibiydi. Galiba öyleydi de.