kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2010

Değişmeyen Tek Şey


“…Birbirimizi yeniden görene değin aradan çok uzun zaman geçebilir. Ama Alaska’dan tek parça dönebilirsem, benden haber alacağına emin olabilirsin. Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz.”


diyor* Alexander Supertramp.

(...)
Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
Ölümdür biraz hep aynı yatakta
Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
Kitapları hep aynı raflara sıralamak
Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
Soluk soluğa yaşamalı insan
Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
Ve cehenneme dönse de bir ömür
Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün
(...)


diyor** Ahmet Telli.

Hayır yani, ben söyleyeyim de sonradan demedi demeyin.

* Tam istediğim yeri alıntılayan buradan alıntıladım. Film Into the Wild.
** Soluk Soluğa I

5 Mayıs 2009

Bugün Hıdırellez Neşe Doluyor Herkes


Efendim, ablamla mesajlaşmalarımızın sonunda bana bugünün Hıdırellez olduğunu hatırlattı. Selelerdir geleneksel olarak evin altındaki gül ağacına eğilmek sureti ile ki eğilmek gerekiyor çünkü önünde hafif duvar vari bir şey var, bir kağıda yazdığımız isteklerimizi Hıdır'ın* almasını ve yerine getirmesini bekliyoruz. Hıdırellez'de öyle madde madde ne istediğinizi yazamıyorsunuz malesef. Onun yerine şekil çizmeniz gerekiyor. Çok paranız olmasını istiyorsanız mesala o an ki kura göre dolar ya da euro çizmeyi tercih edebilirsiniz. Küçükken mark çizdiğimi hatırlarım.

Şimdi insan sormadan edemiyor: Neden yazamıyoruz da çizebiliyoruz? Bunun çok güzel nedenleri olabilir balım okurum. Birinci şık Hıdır'ın okuma yazmasının olmamasıdır. Şaşırmaya pek gerek yok aslında, Hıdır Aleyselam'ın yaşadığı dönem itibari ile  okuma yazma bilmemesi normaldir. Ancak Hıdır'ın onca seneler Abu Hayat suyundan içerek yaşamına devam ettiğine inanıyoruz da neden okuma yazma öğrenmemiş olmasına şaşırmıyoruz bilmiyorum. Ayrıca Hıdır çocuk da olabilir. Çocuk olmasından mütevellit şekillere karşı ayrı bir ilgisi vardır tabi.

Hıdırellez her yerde farklı kutlanıyor. Biz İzmirdeyken gül ağacına bağlanan isteğin sabahınan denize atılması gerektiğini biliyorduk. Hep de öyle yaptık. Sonra Ankara'ya gelince "olum burada akan su bile yok ne denizi" demek sureti ile Hıdır'ın yanlı birisi olduğunu düşündüm. Ne yani denize atamayacağım için Hıdır Bey'de uğramayacaktı öyle mi? Sen bana kısaca bütün gece orası senin burası benim geziyorum, ayaklarımda derman kalmadı deme de denize atılması gerekiyor de. Oldu paşam. Tabi ki de aklımızı kullanarak Ankara'da   istek kağıdını gül ağacına bağladıktan sonra sabah uçup uçmadığına bakmak lazım dedik Eğer uçmuşsa Hıdır gelmiş almıştır, uçmamışsaHıdır isteklerini pek bir yavan bulmuş demiyip Hıdır uğramamış buraya deriz dedik. Bununla da bitmedi İzmir'deki kuralı da Ankara'ya devşirip kağıdın uçmaması sonucunda o kağıdın alınıp bir kenara konulmasını ve ilk gidilen yerde denize atılmasını savunduk. Öyle tek geceyle kurtulamazsın Hıdır Efendi. 

Tabi bir de daha farklı versiyonu var okurum bunun. Kağıdı poşete bağlıyorsunuz ve içine de bozuk para atıyorsunuz bir adet. Sonra sabahınan o kağıdı ve parayı alarak kağıdı denize, parayı da cüzdanınıza koyuyorsunuz. Ancak burada durumun şöyle bir kıllığı var o bozukluğun bir sene boyunca harcanmaması lazım. Harcarsan valla Hıdır da seni harcar.. Bolluk yerine kıtlık görürsün ben diyim. Tabi burada stratejik olmak lazım. Ben mesela "olum kesin harcarım ben bu parayı diyerek genelde para koymuyorum. Onun yerine Hıdır'a çizdiğim kağıda dolarlar, yurolar çiziyorum (Bak bu da akıl ha!).

Ne Hıdırmış ya yaz yaz bitmedi. Bu akşam Deniz'e gittiğimde ona da Hıdırellez len bugün dedim. Deniz insanı ne Hıdır'ı ellezi, siz ne zamandır kutluyosunuz len bunu, benim niye haberim yok dedi. Bende şaştım kaldım. Denizle konu üstüne bir milyon geyik çevirdik tabi... Kendisi de bu gece dilek tutmayı düşünüyor. Hadi bakalım gül ağacı araya araya bizim apartmana kadar gelirmişin denizim. Bir de annemle konuştum Hıdırellez konusu üzerine. Kendisinin bana işli güçlü bir damat çizeceğini öğrendim. Ne işli güçlü damadı ya diye tepki verince de "ne yani işsiz güçsüz mü olsun?" cevabını aldım. Annem, ballı böreem, işini mişini geç damat kısmına takıldım ben.Hem de tek bana değil Deniz'e de çizecekmiş bir adet damat. Bir de ikisini el ele tutuşturmayı planladı. Bi biz kaldık yaleppim sap gibin...

Ben geçen sene bu Amerika'nın meşhur özgürlük heykelini çizmiştim misal. Temmuz gibi de Amerika'ya bursu aldıydım. Ancak bildiğin gibi okullardan kabul almadım. Gidecek miyim gitmeyecek miyim belli değil.. Buradan anlaşılan şey ise Hıdır'ın benim çizdiğim özgürlik tanrıçasından başka bir yorum yapması oluyor sanırım. Ya da meşaleyi mi çizemedim acaba tam olarak? 

Çizim gücünüz pek güçlü değilse biraz dikkat etmenizi öneririm okurum. Mesela çöp adamdan sevgili mi istediniz hatun mu erkek mi belli etseniz iyi edersiniz. Hıdır o kadar işinin arasında bir de bu zat-ı muhteremin cinsiyeti ne ola ki diye düşünmesin. Artık göğüs mü çizersiniz başka şey mi bilemem ama yapın siz bir şeyler.

Bu arada okurum önemli bir konuya değinmeyi unuttum. Bildiğim kadarıylan gece 12:00'da inmeniz gerekiyor gül ağacına. Ha bir geçe ha bir fazla demeyin dakik olun lütfen. Ama Ankara'daysanız biraz sallanabilirsiniz bence, zira bana Hıdır işe ya doğudan ya da Batı'dan başlarmış gibi geliyor. Bir de önceden isteklerinizi başka kağıda çizerekten çiziminizi kuvvetlendirebilirsizin. 

*Bu arada Hıdır Hıdır diyip durdum. Ben kendisine senelerdir Hıdır diyorum, asıl ismi Hızır'mış. Aleyselam nasıl yazılıyor olum, bu arapça kelimeler beni benden alıyor bazen diye düşünürken gugıl'a "Hıdır Aleyselam" yazmam sonucunda "Hızır olmasın, bak!" diye bir sonuç aldım. Ama bu yazıa  Hıdır diye başlandığı için o şekilde de devam edilmiştir. 

17 Nisan 2009

Paradoks

- Oynamıyorum ben artık, yoruldum... Bir süre yokum ben
+ Sana geliyorum, konuşacağız
- Gelme
+ Tek taraflı fesh ediyosun anlaşmayı, böyle olmaz
- Ben ne diyorum, sen ne diyosun farkında mısın?
+ 20 dakkaya ordayım
(.....)
+ Boris Vian'ın dediği gibi bu gece sanki aramızda üçüncü bir kişi vardı. Kimdi o söyle?
-Bilmem.
+Kimdi?
- "Biz"dik...

9 Nisan 2009

Siyah Beyazdır Genelde Hayat

Aklımda oluşan bir sürü yazı vardı aslında. Biri cinsel hastalıklarla ilgili bilgilendirme yazısıydı. Bir süredir arkadaşlarım beni arayıp bende şu var, bende bu var diyerek ne yapmaları gerektiğini sorduklarından dolayı bu konuda bir yazı yazmam gerektiğini düşünmüştüm. Aslında sabah okula gitmeden önce yazdım yazıyı ama hiçç mi hiç yayınlayasım yok şuanda okur.
Diğer bir  yazı ise Şehriye Vakvak ile ilgili olan bir yazıydı. Aylar önce yazdığım ama yayınlamadığım ve bugün biraz üzerinde oynamama rağmen gene yayınlamaktan vazgeçtiğim bir yazı o da. 
Üçüncü bir yazı ise Obama'nın Türkiye gelişi ile ilgili bir yazıydı. Onu da yazmadım. 
 
Ne mi oldu. Bir hiç! Onun yerine aklımdan gelenleri ve içinde bulunduğum durumu anlatayım kısaca:
Bunları bu güzel şarkı eşliğinde okursanız pek bi hoş olur!
  • "Benim bir sorunum var" diye geldikçe geliyorlar üstüme bir kaç insan bugünlerde. Sanki karabasan gibiler de üstüme çöküyorlar. Verdiğim nasihatları ise gözlerini açarak dinleyip "haklısın" diyerek cevaplıyorlar. İki gün sonra ise aynı hatayı yeniden yapıyor bu kişiler. Bende deliriyorum çünkü iki gün sonra gene aynı sorunla karşımda oluyorlar. Ben psikolog değilim, ben doktor da değilim, ben sadece benim... Ben olmak istiyorum. Çekin karartınızı üstümden benim yeterince sorunum var ey insanlar.
  • Amerika işi iyice canımı sıkmaya başladı. Geçen sene Nisan'dan beri hiçbir adım atamamış olmak ve tam bir sene 5 gündür aynı noktada takılı kalmak pek bir kötüymüş. Seneye 3 ay Hollanda'dayım. Bir günlüğüne Türkiye'ye giriş yapıp tekrar  Hollanda'ya gitmeyi planlıyorum. Bu Amerikalılarda çok vardır. "A year off" diye bir kavram. İşte bende bunu yapıcam. A year off baby!
  •  Bugünkü terörizm dersinde çok güldüm. Hocamız sıkıldığımızı görünce bir soru sordu: Sizce sayacaklarımdan hangisi diğerlerine göre daha uzun bir  süre dünyadan kaybolmayacak:
  1. Kola
  2. El-Kaide
  3. Mikrosoft
  4. Amerika
Tabi ben soruyu duyunca yarıldım. Yanımda Leon ağzımdan çıkan cümle "Microsoft is dead anyways". Hoca soruyu çok ciddi bir şekilde sorduğu için bana what? şeklinde bir soru yöneltti. Hmmm, kem kümm... Nothing hill hocam diyerek Leon ve çevremdeki cemieti kırdım geçirdim gülmekten. Tamamen düşünmeden çıkan cümleler silsilesi. Şimdi düşünüyorum da sorunun cevabı yok zaten. İyi ki geyik yapmışım.
  • Obama konusuna gelirsek bir hocamın nacizane örnekleri ile gülmekten kırıldım. Kendisi Obama ile Erdoğan'ın ilişkisini saplantılı bulduğunu söyledi (dayanak noktası Barack'ın Tayyip'e sarılması). Zaten o kadar sıcak sarıldıktan sonra "Ermeni soykırımı hakkındaki düşüncelerim hala aynı dese" de bir şey değişmedi çünkü Tayyip hala o sarılmanın etkisindeydi dedi hocamız. 
  • Başka bir güzel nokta ise Türkiye'nin kendini "ben merkezdeyim" olarak görme saplantısıdır okuyucu. Ne olsa Türkiye arabulucudur ya hani. Mesela başbakan  arabulucuyum der ve "one minute" diyerek burada Hamas'ta olmalıydı diyebilir rahatlıkla Peres'e. Peres ise alttan alıp "o zaman PKK'da olsaydı keşke" demez çünkü sidik yarışına girmek diplomasi de yoktur. Hadi diyelim ki dedi, o zaman da başbakan (IMIZ) "Ananı da al git Peres" derdi muhtemelen. Ağır bir laf tabi, Peres biliyor başına gelecekleri, akıllı adam vesselam. (Gerçekten de akıllı bir insan bu arada, geçen sene bir konuşmasında kendisi ile karşılaşmak nasip olmuştu).
  • Neyse Barack'tan Şimon'a geçtim. Ama asıl olaya gelemedim. Asıl olay Türkiye'nin kendini büyük görme ve gösterme halidir. Bilmez ki Obama'nın sözleri o kadar da önemli değildir çünkü ana amaç başka bir müslüman topluluğa karşı söylenir. "Müslümanlarla bir savaşım yok ve hiçbir zaman da olmayacak" dedi mesela Obama meclisteki toplantıda. Büyük bir alkış bizimkilerden. Ulen bir dur. Sana etmedi ki lafı ne hemen şak şak. Adamın seslendiği kitle sen değilsin, mesajı seslendirdiği ülke sensin. Yani sen ve senin ülken sadece onun ayak bastığı bir yer. Bundan sonra hangi Müslüman ülkeye gidecek acaba obama? (Bizim hocaya göre asıl soru bu. Ve eğer o gittiği ülkenin başbakanını da bizimkine sarıldığı gibi sarılırsa aldatılmış hisseder mi acaba bizim başbakan.) Bilmem belki hisseder ama akıllanır ve düşünür belki de ve anlar ki Türkiye'nin konumu o kadar da altınla pırlanta değilmiş (Yeni deyim uydurdum)
  • It's a new dawn
    It's a new day
    It's a new life
  • Freedom is mine sevgili okuyucu and I am feeling good... Rahat bir uyku zamanı
*Fotoğraf: Safranbolu, evvel zaman önce...Berfu'nun bana manuel fotoğraf çekmeyi öğretmeye çalıştığı zamanlar

1 Nisan 2009

Dün gece rüyamda huzuru gördüm

Dün gece rüyamda “huzuru” gördüm ve sabah uyandığımda neden rüyamızda gördüğümüz şeylerin çıktılarını alamıyoruz diye düşündüm. Bir fotoğrafa bakarsınız ve aklınızda yer eder mesela. Ama aklınızda oluşan şeylerin fotoğrafını alamazsınız. Resim yapmayı beceremiyorsanız imkânsız… Ben biraz sonra rüyamı kara kalem ile çizmeye çalışacağım ama beceriksizin biriyim vesselam…

Kısaca anlatayım o zaman rüyamı, Denizin ki gibi pembe balina görmedim ben ama bir göl gördüm ki ucu bucağı yok. Deniz sanki de ben göl sanıyorum… Bir binanın 12-13 ya da ne bileyim 20. katı da olabilir, yüksekçe bir katında odam varmış. Pencerenin hemen yanında da yatağım. Dışarı bakıyorum alabildiğine yeşil-mavi bir göl. İçindeki taşları, kayaları görüyorum. Bir süre sadece bakakalıyorum sonra arkamı dönüp “ben burada mı yaşıyorum” diyorum (bir arkadaşım var sanırım arkada) ve uyanıyorum. Bu kadar canlı bir görüntü kafanızda yer etti mi o gününüz boş geçer. Benim de boş geçti. Okula gitmeme rağmen çantamı ve elimdekileri odama bırakıp kendimi çimlere attım. Saatlerce güneşe ver ettim sırtımı… Sonra bir baktım saat çoktan almış başını gitmiş. Eve gitsem n’olcak ver elini Uptown Bistro. Canım çikolata istiyor okuyucu, pek bir istiyor hem de…