reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2009

Maximiles Reklamı


"İş Bankası'ndan yeni bir uçuş kartı... Maximiles. Dünya sizin, onu iyi kullanın."

İzlemediyseniz şu bağlantıdan, bu kartın her iki TV reklamını da izleyebilirsiniz. Hem kadın hem erkek için olanı. Aman arada kaçırdığımız hedef kitle olmasın, aman sadece erkeklere yönelik reklam yapıp da tepki çekmeyelim niyetiyle paraya kıyıp iki tane çekmişler.

Prodüksiyon iyiden de öte, müthiş bence. Bana birebir beni anlatıyorsa reklam yazarlarının da hakkını vermek gerek, çünkü senaryo da müthiş. Önemli bir noktaya kadar: Reklamveren.

Bakalım kadınlara yönelik çekilmiş olanı neler diyor:

"Yine bir pazartesi. Birbirini taklit eden günlere aynı şekilde başlama vakti. Bugün kesinlikle arabayı çarpmayacaktın. Dün de, önceki gün de... Kesinlikle! Her gün açık, hep iki şekerli. Her zamankinden olmasın lütfen diyebilmek isterdin, değil mi? Farkında olmadan gün bitti yine. Aynı kanepede, aynı saatte. İşin kötüsü, bir haftadır aynı sayfada... İşte bu; senin hayatın. Biraz uzaktan bakınca, geride bıraktığın iz, bu kadar aslında." (Çok iyi, aferin. Kendimi yine çok kötü hissettirmeyi başardın. Böyle böyle anlattığım, kaçış noktasını bir türlü bulamadığım için ancak üzerinde düşünmekten kaçabildiğim bir durumda -rutin- olduğumu bana çok estetik bir biçimde tekrar hatırlattın. Şimdi tekrar gaza geldim işte! Ahanda bir çıkış noktası dedim içimden. Hadi bakalım, acı gerçekleri yüzüme vurduktan sonra, kendimi tekrar bu kadar kötü hissettirdikten sonra büyük önerin, benim bir türlü bulamadığım da senin keşfettiğin kaçış noktası neymiş acaba?)

Sana bir önerimiz var. Bu rutinden kaç. Kolayca uç. Dünyanın başka bir yerine, daha güzel izler bırak. İş Bankası'ndan yeni bir uçuş kartı... Maximiles. Dünya sizin, onu iyi kullanın."

Hımm.. Nasıl da daha önce aklıma gelmedi yahu? Aptallık çökmüş galiba üzerime. Halbuki, olmayan paramı ve olmayan izinlerimi kullanarak benim olan dünyayı daha iyi kullanabilirim değil mi? Diyelim, öyle gaza geldim ki, izni aldım, tam yedi gün benim. Hadi senin 'ay bu kız rutinden kaçtıydı di mi, dur buna acıyalım' demeden günlük faizlerini her gün güneş görmeyen müsait bir yerime sokan bankandan krediyi de aldım. Veyahut, gazım ya, o kadar mil kazanacak kadar harcama yaptım. En az beş yıl boyunca hayatımı zindan edecek büyük borca girdim ve nedense her gün çarpacağım o arabayı filan aldım. Gittim.

Süper bir tatildi, başka bir boyuttaydım sanki. Ah, 'nasıl da yalan bir hayatmış yaşadığım, ah buralarda balıkçı olayım da öyle öleyim' dedim.

Sonra gerçek hayatımı ve borçlarımı hatırladım. Zaten uçağa bindiğim ilk andan beri aklımda olduğu için tatilin tadını da pek çıkaramadım itiraf etmek gerekirse. Döndüm. Bu kez, tatilden önceki halimden çok daha kötü durumdayım. Neden? Çünkü dünya benimdi ve iyi kullandım! Borçlarımı ödemek için hiç hoşlanmadığım işime birkaç gıdım daha bağımlı oldum.

Bak bakalım sonuç üç aşağı beş yukarı ne oldu? Yok üç aşağı değil, gayet de beş yukarı ne oldu acaba. Şu oldu: (Lütfen bunalmadan tekrar okuyalım) "Yine bir pazartesi. Birbirini taklit eden günlere aynı şekilde başlama vakti. Bugün kesinlikle arabayı çarpmayacaktın. Dün de, önceki gün de... Kesinlikle! Her gün açık, hep iki şekerli. Her zamankinden olmasın lütfen diyebilmek isterdin, değil mi? Farkında olmadan gün bitti yine. Aynı kanepede, aynı saatte. İşin kötüsü, bir haftadır aynı sayfada... İşte bu, senin hayatın. Biraz uzaktan bakınca, geride bıraktığın iz, bu kadar aslında."

Hem içinden, hem ucundan hem de bucağından bulaşmış bir kişi olarak, şu reklam yazarlığı denen mesleğin ne kadar zor olduğunu tekrar hatırladım. Bu nedenle sadece ona sesleniyorum*:

Ey bu reklamın -tanımadığım- yazar(lar)ı! Eğer ki tüm profesonel hayatın sadece bu mesleği yapmakla geçmişse, inan bana inanılmaz bir gözlemcisin. İçgörü (insight) açısından bakınca çok iyi bir iş çıkarmışsın. Belki de bizim gibileri doğal ortamında görme şansına eriştin, zira senin işinin bu şekilde işlemediğini biliyorum. Fakat bence,

(i) ya sana reklamverenin ne iş yaptığını söylememişler,
(ii) ya marka stratejistin bu cin fikri bulup; 'şöyle rutine dayalı duygu sömürülü bir şeyler yaz' dedi ve metnin ikinci bölümünü kendi yazdı;
(iii) ya da, bunca gözlemci yeteneğine rağmen hayattan çok uzaklaşmışsın, tüm bu 'rutin familyası'nı büyük bir kibirle aşağılamayı seçmişsin.
Son seçenek olarak:
(iv) sonuçta sen de bu sistemdesin; biçimi muhteşem olan bir fikir yakalayınca içeriği sktirediyorsun. Çünkü senin kariyerin ancak bu şekilde ilerleyebilecek. (Deniz neden reklam yazarı olmaktan vazgeçti?) Aslında insanlığın büyük bir bölümünden çok daha geniş ve büyük olan dünya görüşünü ve kendine saygını, ajansının bir sonraki sözümona 'sosyal sorumluluk projesi'ne kadar çok derinlerde bir yere saklamışsın.

Ha, ben, küçük ve parası minicik bir özel sektör memuru olarak senin reklamvereninin hedef kitlesine girmiyor muyum? O zaman neden senin o içgörün benim de içime giriyor? Beni feda mı ettin? Ne yaptın sen? Dön kendine, düşün.

Son olarak: Ey İş Bankası ve diğerleri. "Dünya sizin, onu iyi kullanın." gibi bir sloganı kullanabilecek en son kurum bile değilsiniz. Nasıl ülkem insanın ne kadar çeşitli olduğundan bahsedebilecek son kuruluş ulusal gazeteler (özellikle Sabah) ise, bu icazeti bana en son verecek olan kurum da bankacılıktır. Son yerel seçimlerde bunu bir aday kullansaydı oyumu verirdim; Diyanet İşleri Bakanlığı kampanya yapıp altına bunu yazsaydı tekrar müslüman olurdum belki. Ama sen bir bankasın yahu! Çüş diyesim geldi, dedim bile.

Kimin olduğunu bilmediğim bir sözle bitireyim bu sinirli yazımı:
"Hepimiz koyun gibi davranıyor olabiliriz. Ama değiliz."

*Reklam yazarına seslenmem tamamen semboliktir, işin sadece o kısmı ile ilgili bilgim olduğundandır. Yoksa amacım tüm sorumluluğu Reklam Yazarına atmak değil elbette, büyük haksızlık olur. Hatta ajansı suçlamak da doğru değil belki. Reklemveren başta olmak üzere herkesin az çok sorumluluğu var.

28 Temmuz 2008

Reklam Kuşağı

Bir süredir pek fazla televizyon izlemiyor, gazete okumuyorum. Yine de, biraz geç kalmış da olsa, gözüme çarpan birkaç reklam hakkında yorum yapayım, içimde durup durmasın. Ucundan da olsa eski reklam yazarıyım değil mi? :

1- Pardon, Burası Sizin Yeriniz mi?

Vakıf Bank'ın müzikal gibi reklamı ancak bu kadar doğru ve güzel olabilirdi! Benim, bu uzun ve yüksek frekanslı (=çok pahalı) reklamından, bir tüketici olarak aldığım mesaj şudur:

Ben bilgisayarlarımı, masalarımı, ve hatta logomu değiştiriyorum ahali! Fakat hala, kafamın içindeki örümcek ağları kaplamış bölgeleri temizlemediğimden tüketiciyi, benim gibi 30 yıl öncesinde zannediyor, hoplaya zıplaya etrafı cilalayınca hepsinin bana koşacağını zannediyorum. Aslında hiç değişmediğimi bu şekilde saklamaya çalışıyor, böylece hiç hiç değişmediğimi daha fazla söylemiş oluyorum.

Bu mesajı vermek için hakikaten başka reklam yapılmazdı. Geçen yüzyıldan kalma müzikal geleneğinin pek de başarılı olamayan bir biçimiyle yapınca, üzerine tüy dikilmiş. Bağıra çağıra "ben hala o eski bankayım, bizim oğlan yeni bilgisayar deyu tutturdu, onu aldık hanımlan" diyor.

Geçen gün, VakıfBank'la çalışan Beyza'nın başına gelen bir olay da bu durumu kanıtladı zaten: Beyza'nın parası bitiyor ve içinde para olduğuna emin olduğu kartını ATM'ye sokuyor. O da ne, "üye bilgileriniz yanlış, para filan çekemezsiniz" mesajı. Birkaç kere daha denedikten sonra alıyor kartını, şubeye giriyor. Sırasını bekledikten sonra veznedeki kadına durumu anlatıyor. Cevaba gel: Yeni sisteme geçtiğimiz için müşterilerimizin üyelik bilgilerini yenilemesi gerekiyordu. O kadar söyledik, kimse değiştirmedi. (!) Biz de kartlarına böyle bir engel koyduk ki gelsinler değiştirsinler. Haber verdik dediği ne acaba, merak ediyorum? Zira ne bir telefon, ne bir mail... Gecenin köründe, kartındaki paraya güvenip parasız da çıkmış olabilirdi Beyza. Aymaz müşterisine ders veriyor, hele hele. Hoplaya zıplaya cila yapmakla olmuyormuş demek ki. Orası bizim yerimiz değil sayın banka, orası dedemin babasının yeri.

2- Algıda Seviyecilik

Vodafone, Türkiye'ye ilk geleceği zaman reklam camiasında nasıl bir heyecan dalgası yaratmıştı hatırlıyorum. (Ikea için de aynı dalga gelmişti sonra). Zira, iyi reklamın temelinde iyi reklamveren vardır, iyi reklamcı üzerine harika bir bina inşa edebilir o temel sağlam olursa.

Vodafone reklamlarını hangi ajans aldı, kim yapıyor bilmiyorum. Ama ilk başta afallatıp, bu ne len dedirten, sonra da akıllara pelesenk olan Vodafone reklamlarına bayılıyorum! O ince zekayı, baymayan espri anlayışını buradan takdir ediyorum.

Ancak, şöyle bir durum var: Reklamcılık eğitiminde ve sonrasında, reklamcılık tarihinin en akıllıca, en sıradışı reklamlarını izlerken aklımıza hep şu düşünce sokuldu: Türk tüketicilerinin ortalama algı seviyesi bu tarz reklamları kaldırmaz. Hele ki elindeki, sosyo-ekonomik sınıf gözetmeksizin tüketilecek, ulusal bir ürün /hizmetse öyle risklere girmeye hiç değimez! İşte Vodafone, bunun üzerine çıkmaya çalışmış; riske girecek kadar para ve iyi reklamcılarla yapılabilecek en güzel şey.

Fakat ve fakat, kendimi kötü hissettiren şu olayı anlatmadan geçmemeliyim: Hani her yöne bir kontör kampanyası için yaptığı bir seri TV reklamı var Vodafone'nun. İlkinde, sokakta futbol oynayan çocuk, Mustafa Denizli'nin verdiği kartı "ilk günden jübile" deyip yere atıyor. Ben o reklamın ne demek istediğini, kampanyanın ne olduğunu anlamamış, anlar gibi olunca da tam emin olamamıştım! Fark etmişsinizdir belki, sonradan o reklamların sonuna "başka operatör diye aramaktan vazgeçmeyin" lafını eklediler. Geri dönüşleri iyi takip ediyorlar demek ki. (Anlamadım resmen ya, ühhü, algıda seviyecilik yapıyor bunlar, komple kurdular bana.)

3- İndirim var, istersen gel. Sen bilirsin.

Zara, bir süre önce indirimlerinin başladığına dair basın ilanını gazetelere verdi. (Baya oldu aslında.) Bir indirim ilanının metninin içeriği ne olur:

- Zara'da büyük indirim başladı.
- Zara'da %40'a varan indirimi kaçırmayın.
- Büyük yaz indirimini kaçımayın, pişman olmayın.

İlk aklıma gelen, artık klişeleşmiş cümleler. Pek Zara ne yaptı?

- En kocaman gazetelerde, sağ taraftaki tam sayfanın tamamınını kaplayan bir zemin görseli. (Cama vurmuş damlalar mıydı, tam hatırlayamıyorum.) Sayfanın en üstünde ZARA, en altında İNDİRİM yazıyor. Bu kadar. O ilanı gören her kadın kendini Zara'da buluyor. Çok kısa bir süre önce bize bir dizi sorun çıkaran Zara'ya her şeye rağmen hayran oluyorum. Güçlü markaların bu aşırı özgüvenli hallerine bayılıyorum! Hey gidi.

28 Haziran 2007

Aysun, benim ne eksiğim var?

Nahnu yoluyla öğrendiğim, Hürriyet Gazetesi'nde çıkan şu habere bir bakın hele. 'Olaya bak aga' demek daha yerinde olabilir.

Hani Aysun nerede!

Veysel Dağ isimli bir tüketici ise Pendik Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurarak ilginç tüketici şikâyetlerinden birine imza attı.

"Pepsi Max'in reklamındaki vaade inanarak, ürünü satın alıp içtiği halde herhangi bir kadının reklamda gösterildiği gibi gelip kendisini öpmediğini" gerekçe gösteren Dağ, reklamda vaat edilen hususların yerine gelmemesi nedeniyle satın aldığı ürünün bedeli olan 1.3 YTL'nin iadesini talep etti. Dağ'ın konuya ilişkin duyarlılığının Tüketiciler Birliği tarafından da paylaşıldığını kaydeden Kaya, "Hiçbir reklam kişilerin saflıklarını, bilgi eksikliklerini ve tecrübesizliklerini istismar edemez. Bu nedenle Reklam Kurumu'na başvurduk. Tüketicinin ruh sağlığı, toplum düzeni, kamu ahlakı gibi kavramları hiçe sayan bu türden reklam yapan firmaları, bu reklamlarına son vermeleri, aksi takdirde tüketici boykotu ile karşı karşıya kalacakları konusunda uyarıyoruz" dedi.

Reklamda, yakışıklı Pesi Max içicilerini öpücü görevi üstlenen şahsiyet; dudakları önden giderek kendisine yol açan Aysun Kayacı değil de, misal, Hamdullah Kayacı olsaydı durum nasıl bir hal alırdı diye merak ediyorum. Şikayetlerin "Pepsi içerkene bir adam geldi, tuttu öptü. İçtikçe öptü, içtikçe öptü! Namusuma kara çalındı efenim" şekline dönüşeceğini tahmin ediyorum. Ayrımcılık bunlar hep. Cık&Cık.

31 Mayıs 2007

PC Adam vs. MAC Adam

Bu reklamlara bayılıyorum! PC veya Mac hastası filan değilim, zaten o kadar bilmiyorum bu konuları. Sitelerde Mac fanatikleri PC'cilerle kapışıyor, PC'ciler Mac'çilere moron filan diyor. Acayip bir kavga var yani. Tabi tahmin edersiniz ki bu reklamlardan ölesiye nefret eden bir grup mevcut. Ölürüm de nefret ederim diyorlar, allala? :)

Eh, her efsane reklamın, filmin, video klibin mutlaka parodisi yapılır. Hatta daha önce burada böyle bir örnek yayınlamıştım. Bu Apple reklamlarının da elbette bir sürü taklidi- komedisi var. South Park stüdyosunda yapılmış bir tanesine çok güldüm; sonuçta bütün bilgisayarlar sıçar diyor. Haklı da :)

Tabi bir de Mac karşıtları tarafından çekilmiş videolar var. Bunlardan -bence- en iyisini hemen aşağıda izleyebilirsiniz. Tabi bu reklamı tam olarak anlayabilmek için Mac bilmek gerekiyor. Ama ben pek bilmediğim halde ne demek istediğini anladım, yazık adama. :)

(Ben Mac adamın hastasıyım. Onun yüzü suyu hürmetine gidip mac alacağım, o olacak.)

15 tane kısa Mac reklamı bir arada videosu:


South Park'ta PC vs. Mac


Hem Ağlarım Hem Mac'im

26 Mart 2007

McDonalds'tan Türk Reklam


McDonalds'ın bu reklamına dumur oldum açıkçası.
Çok saçma bir reklam beklerken, reklamın sonun beni kırdı geçirdi..
izleyin lütfen:)
Bir de neden bir Türk, aksanlı İngilizce konuşmuş anlamadım.
Bir İtalyanlık sezmedim değil.
.

26 Şubat 2007

Efes'in Yeni Depozitosuz Şişesi


Efes Pilsen yeni -depozitosuz- şişesini, ve dolayısıyla yeni imajını, tüm dünyaya tanıtıyor. Yeni kampanyalarının sloganı ise Dream in Efes. (Malesef yeni şişesinin fotoğrafını bulamadım. Kah aşağıda reklamını izlerken, kah sitesini gezerken bol bol görünüyor zaten. Onunla idare edeceğiz artık.)

Dün Yiğit'le evde pazar kahvemizi içip gazetelerimizi okurken Efes'in yeni şisesini tanıttığı ilanı gözüme çarptı. Yiğit'in ve benim ayrı ayrı ilk tepkilerimiz şu şekilde oldu:

Deniz: Yiğit, Efes'in yeni şişesine baksana.
Yiğit: Böyle bir şişesi vardı zaten sanki.
Deniz: Kabartmalı mı diyorsun? Hiç hatırlamıyorum.
Yiğit: Sanki depozitosuz şişesine benziyor.
Deniz: Evet evet, ona benziyor. Ben beğenmedim ya, sanki... Hmm... Çok 'küt' olmuş. Şöyle, bel kısmının falan biraz daha ince olması gerekiyormuş sanki.
Deniz, Yiğit: Öf, ne konuşuyoruz biz len? :)

Neyse uzatmayayım. Biz iki kardeş, Efes'in yeni depozitosuz şişesi için bunları düşündük. (Gerçi dün konuşurken bu şişenin sadece depozitosuz şişeler için olduğu bilmiyorduk.) Sonra bugün işe geldim. Efes'in bu konuda başlayan kampanyasının ayrıntılarını Marketting Türkiye sitesinden öğrendim. Aşağıda hepsini paylaşıyorum. Önce aşağıdaki reklam filmini, ardından da yazıyı okumanızı tavsiye ederim- ki zaten video ve yazıyı bu sıraya göre yerleştirdim. (Güya seçimi karşı tarafa bırakıp belli bir seçeneğe doğru yönlendirme durumu. Çok pis. :))

Eh, bir de Dream in Efes isimli web sitelerine de bir göz atarsınız artık arada.



Efes Pilsen, 33 cl ve 50 cl dönüşümsüz şişelerde; gövdesinde Efes kabartması ve boyun etiketli özel tasarımıyla tüketicilere sunuldu. Efes Pilsen’in modern, genç ve dinamik yapısını karakterize eden yeni kabartmalı şişesi Landor firması tarafından tasarlandı.

Efes Pilsen, yeni dönüşümsüz şişe ambalajını yurtdışında da “Dream in Efes” adlı global iletişim kampanyası ile tanıttı. Duyulara hitap eden, fantastik bir dünyaya kapı açan reklam filminin, Türkiye’deki sinemalarda gösterimine başlandı.

Yeni şişe tüm dünyada “Dream In Efes” reklamıyla tanıtılıyor
Kabartmalı yeni şişenin tanıtıldığı reklam filmiyle bir Türk markası dünya televizyonlarında yayında. Filmin yaratıcı ekibi Lowe Tanıtım, filmin yönetmeni ise Madonna’nın ünlü “Frozen” klibinin bütün özel efektlerinin yaratıcısı ve MTV Müzik Ödülleri’nde Özel Efekt dalında ödül alan İngiliz yönetmen Steve Haim. Filmin müziği Ömer Ahunbay tarafından bestelendi ve Rebel Moves Grubu tarafından işlenerek, çeşitli versiyonlarda seslendirildi.

Kamera arkası
Tamamen fantastik bir dünyada geçen reklam filmi için, büyük ve etkileyici bir dekor hazırlandı. Dekor, İstanbul TEM stüdyolarının bahçesine özel olarak kurulan yarım futbol sahası büyüklüğündeki, 2.000 metrekarelik sete yerleştirildi. Özel setin içerisine, 7 metre çapında ve 4 ton su kapasiteli, büyük bir havuz kuruldu.

Çekimlerde rol alan tüm oyuncular, senkronize yüzücüler, trapezciler, ateş yutan akrobatlar ve profesyonel dansçılar Rusya’dan seçildi. Oyuncuların koreografisi için Londra West End’in tanınmış isimlerinden Leslie Child ile çalışıldı. Kısa bir süre önce
Elton John’ın bekarlığa veda patisinin çılgın koreografisini hazırlayan Child, ayrıca Boy George, Rolling Stones, Robbie Williams gibi sanatçıların vazgeçemedikleri koreografları olarak tanınıyor. Child, bu büyük proje için yaklaşık olarak 130 kişilik kalabalık bir ekiple çalıştı.

Sette 5 lisan konuşuldu
Film için 20’den fazla fantastik kostüm ve aksesuvar tasarlandı. Beş ayda tamamlanan filmin üç boyutlu grafik çalışmaları Barselona’da, telesine işlemleri Berlin’de, 2 ay süren post prodüksiyonu ise İstanbul’da gerçekleşti. Projenin yapımını üstlenen Complete Works Productions, bu kapsamlı proje için her biri farklı ülkelerden gelen çok özel bir ekibi bir araya getirmiş oldu. Complete Works, bu projede sadece filmin başarıyla tamamlanmasını değil, bu dünyaca ünlü ekibin, İstanbul’u çekim mekanı olarak portföylerine almasını da hedefliyor.


Bu arada, depozitolu/depozitosuz yerine, dönüşümlü/dönüşümsüz sözcüğü kullanılmaya başlanmış. Gözden kaçmasın, depozito sözcüğü kaynağına geri dönsün.
:)

22 Ocak 2007

Penguenler geliyor!

Günlerdir millete bu reklamı anlatmaktan helak oldum. Daha doğrusu, zaten mail yoluyla öğrenmiş olduğu halde bir de telefondan benim bu reklamı anlatışımı dinlemek zorunda kalan Berfu gibi kişiler helak oldu desem daha doğru olur. :)

İş yerinde sessizce izlemeye çalışırken gözümden yaşlar geldi.

Bu videoya bu kadar gülmemde, ablamla aramızda daha önceden geçen bir muhabbetin de etkisi var elbette. Uzaktan Uzaktan adresinde, ablamın gönderdiği "İvan Gregory Çerniçetkin'in mutsuzluklarla bezeli hayatı..." ismindeki Umut Sarıkaya yazsının altına yazdığımız yorumlardan, en sondaki ablamın koparan yorumunu burada paylaşayım:

(Ablamın Penguen dergisine aboneliğinin devam edip etmemesi hakkında konuşurken)

Penguenler geliyor da, toplu halde geliyorlar Denizcim. Mesela bir ay falan hic gelmiyor, sonra dort tane birden geliyor. Gumrukle falan ilgili bir sey olabilir, bilmiyorum. Adamlari dergiyi evirip cevirip ne oldugunu anlamaya calisirken dusunuyorum da :))) Postaci yakalamistim bir kere oyle. What the hell is this seklinde bir bakisi vardi :))

Bu arada, penguenler toplu halde geliyorlar dedim de, acayip bir cagrisim yapti. March of the Penguens diye bir film var. Dort-bes yillik falan herhalde. Acayip sevimli bir sey. Insan penguenleri izlerken aglar mi, o kadar yani.


Toplu halde gelen penguenler :) İzleyelim, eğlenelim madem.

28 Aralık 2006

Apple: Think Different



Apple. Think Different. Tüm zamanların en iyi, en sağlam, en başarılı kampanyalarından biridir bence. Sizi birkaç ilanla daha başbaşa bıraktıktan sonra yine gelecek ve Think Different sloganıyla ilgili birkaç kelam edeceğim. Az aşağıda. (Yukarıda Einstein ve Picasso'yu görüyorsunuz.Aşağıdaki üç ilanda ise sırasıyla Ghandi, Alfred Hitchcock, Jim Henson [Muppet'ın yaratıcısı] ve Hitler-Mussolini ikilisi var.Aslında burada, en başta durması gereken biri var kafamda. Think Different sözünü ilk başta edecek, mavi gözlü, yakışıklı biri.)






Wikipedia'dan aldığım bilgiye göre think different sloganı, dilbilgisi açısından yanlış bir kullanım. Doğrusu 'think differently' olmalı ki farklı düşün anlamı taşısın. Ama hayır, kasten yapılmış bu hatanın da bir takım göndermeleri var elbette. Mesela, think different cümlesini emir kipinde düşündüğünüzde dilbilgisi hatası ortadan kalkıyor. Ama bu kez de nasıl düşünmen gerektiğini değil, ne düşünmen gerektiğini söylüyor. Yani, altında yatan felsefe pat diye başka bir yöne kayabiliyor. Bence burada da kişiye bırakılmış bir seçim söz konusu. Son ve önemli not şu ki, think different, IBM'in think sloganına bir cevap olarak ortaya çıkmış. Çok akıllıca.

Ve işte çok başarılı bir anlatımla 'neden think different' ? :)


İşte çılgın olanlar. Uyumsuzlar. Asiler. Baş belaları. Köşeli deliklerin yuvarlak parçaları. Onlar her şeyi farklı görenler. Kurallara bağımlı değiller ve şu anki duruma eyvallah etmiyolar. Onlardan alıntı yapabilir, onlara katılmayabilir, onları övebilir ya da yerebilirsiniz. Ama gözardı edemezsiniz. Çünkü onlar değitirme gücüne sahipler. İnsan ırkını ileriye doğru gitmeye zorlarlar. Ve bazıları onlara çılgın dese de, biz dahi diyoruz. Çünkü dünyayı değiştirebileceğini düşünecek kadar çılgın olanlar, dünyayı değiştirenlerdir.

İşte bir de televizyon reklamı:



Son olarak, yine aynı kaynaktan aldığım bir yazıyı paylaşacağım. Bu yazı, yukarıdaki ilandakinin genişletilmiş hali. Bu yüzden çevirmiyorum. Apple'ın eski web sitesinde yer almış. Kampanya uzun zaman önce sona erdiği için bu metinlere ve görsellere ancak internette yapacağınız aramalarla ulaşabiliyorsunuz.

Sizi bilmem ama, bu kampanya beni gaza getiriyor. Evet, think different millet!

Here's to the crazy ones.
The misfits.
The rebels.
The troublemakers.
The round pegs in the square holes.
The ones who see things differently.
They're not fond of rules
And they have no respect for the status quo.
You can praise them, disagree with them, quote them,
disbelieve them, glorify or vilify them.
About the only thing that you can't do is ignore them.
Because they change things.
They invent. They imagine. They heal.
They explore. They create. They inspire.
They push the human race forward.
Maybe they have to be crazy.
How else can you stare at an empty canvas and see a work of art?
Or sit in silence and hear a song that's never been written?
Or gaze at a red planet and see a laboratory on wheels?
We make tools for these kinds of people.
While some may see them as the crazy ones, we see genius.
Because the people who are crazy enough to think that they can
change the world, are the ones who do.


Meraklısına: Think different posterleri, haklarındaki bilgilerle birlikte bu adreste çok güzel anlatılmış.